Eylül 06, 2015

Haiku



I

reddeden intiharını gözün
bir pervazdı 
kirpikler

II

dağlar mecnunun
olacak - destan gibi 
sevmezsem seni

III

yine azrailden bir boş 
tanzaku daha 
istenecek:

adem eksik gidecek
elması yarım kala

IV

iki kez üst -
üste aynı aşka 
düşer mi bir yıldırım?

V

yastığımda bir güz 
dileği gibi 
tutulmuştu yüzün

VI

okşarsa kül renk 
saçlarımı anam
dağılır ök kubbem

VII

onca büyük ki kalbin
tanrı bile
sığıyor içine

VIII

özür dilenir mi ki
dileklik
gökte kayan yıldızdan

IX

bir an yağmur diledim
sana ertelediğim 
sırlardan

X

denizi köpek mi 
ısırmış
kuduzsa eğer dalgalar

XI

beyaz bir kelebeğe benzer
kadınımın 
gelinliği:

tek gecelik bekaret
az manada çok cüret

XII

ölünce kır'ık 
kır çiçekleri dolanacak
boynuma:

kalacak mı öncesi
varacak mı sonraya

XIII

dilimlediler ayı
ve yüzün gibi
eksildi hilal

XIV

bir gittin yel
kovanından damladı bal
kustu saatler

Temmuz 02, 2014

Heceden




kadın
adın ki aklımın içinde
kıvrılıp uyuyor
hecesi iki; bu
masumiyetinden
yahut kirpiklerinin gerçekliğine kıskanç
bir mevsim esrimesinden mi, bilmem

("er geç" mi denirdi "elbet
bir gün" mü yoksa adına?
-kurguya değil vakitlere idi, vurgular oysa
saçma sapan tüfek saçma- hayali yahut gerçeği
farketmezken hasretin vuslata
somut kaftanlar mı biçiliyordu bir anda?
yelkovanın bile titrediği
irkildiği an akrebine sırnaşmaya, yanaşıyordu
süzülüyordu kanatları rüyalarımın narasına
susmalardan örülü bir buket
sunuyordu anlağımın ağına
işte anlak ve sunaklar ne kadar aksa
sadakat
çok mavi sonralar ve deprem
umutsuz demlenmelerine yaşımın
kara tahta tebeşir temaşa!
gün ki aşımın bungun tadına; gün ki sabırdan
sabırsamaktan çatlamış çorak
maskesine mahlasına
başımın... bir yoldu uzanan sevgi nehrinden
demirbaş hislerine yaşamımın
histen gönle buharlaşan iz
deprem: artçıları aşk ve dua
rüyadan kovulmuş riya...)

perde perde perde!

***

umudum haline bürünüyor bağlanmalar
çoğalıyor çağlıyor çarpıyor bir bir haneme
"o" ne değildir öğretiyor tinde
en nihayetinde tende: ne? lav kor kıvrılmalarından
sızıveren kalbime; tarifi tasviri imkansız
parmakları ile bir kadın
çığlık oluyor nabzıma günden güne...

Mart 16, 2014

Ustura Kaplı Kentlerin Aşık Çocukları Hakkında






İyi bir şiir arıyordum saat 03:40'tı.

Senden bahseden esaslı bir şiir arıyordum


Caddeler, kentler, ülkeler arasında mekik dokuyordum


Rabbim beni ayakta tutuyordu


Oysa bitkindim çok, umarsızdım bir yerlerim kanıyordu


Kan ellerimdeydi kanın aktığı yerleri göremiyordum


Bir Mart gecesiydi, yalnızdım, açık seçik ve dosdoğru kızgındım sana


Pardesümün sol cebinde el yapımı bir silah namlusunu beynime doğru çeviriyordu


Sen durulacaksın ya da gece şakıyacak 


Bir çocuk camları pırıl pırıl bir fırından ekmek alıyordu 


Ben arkadaşlarından senin eski fotoğraflarını çalıyordum


Beni bir gasilhanenin kuytusunda unutsalar


Nasıl olsa her bulduğum yerde ölüyordum


Bizim çocukların ellerinde rakılar, istisnasız her biri seni soruyordu


Dilim suskun ismin dilimi kemiriyordu


Oynamaktan nefret edilen bir tiyatroyduk


Prömiyerine sevilmeyen tüm mahlukat katıldı


Oysa her daim inadına maviydin,


Ah! Seni nasıl farklı görmüştüm bir Şubat akşamı 


Bedenini bana sunmak ister gibiydin


Sedef kakmalı bir hediye kutusu ile


Esasında buna vaktimiz yoktu


Üstelik bütün kadın şairlerin erken öldüğü bir coğrafyanın çocuklarıydık


Ve ısrarla çocuklar ölmeye devam ediyordu


Herşey birbirine karışmıştı, seni özlemeye hakkım yoktu biliyordum


Aklım ülkemin sokaklarında kalıyordu, her caddede adını hatırlıyordum


Kırçıllı ve kimsesiz kedilerin bile parçalandığı bir dönemin çocuklarıydık sevgilim


Hepimizin rengi belirsiz!


Senin hikayen yaşından büyük, gözlerin gülerken maziye sabitlenmiş ateş böcekleri


Ve evren bu haldeyken sen hakikaten beni sevebiliyor musun sevgilim?


Kapılarını kilitledin mi unutulmuş zamanların


Belki de sanrısı içindesindir bu puşt hayatın


Kahpe vakitlerin dürüst aptalları olalım çocuk


Acıların ellerimi kırsın, kemiklerim parçalansın 


Birbirimizin en dürüst yerlerine sarılalım


Sahiden sevgilim sevebilir miyiz bizi


Bu kadar çok cinayet ve isyanın ardından!


Ekim 28, 2013

Huzursuz Bir Seyahat Güncesi




Bir obsesif vakadır şimdi senin ellerin
Her şey kötü gider sen ağlarsın ve hemen ardından gülümsersin
İşte şimdi seni istemeyi düşlemek başlı başına bir zulümdür
Mevsim geçişlerinde seni sevmeyi arzulamak en tutarsız ölümdür

Resimlerine kendini bırakır gözlerim 
Delirmelerim resimlerin hüznüm parmakların olur
Nefes almayı unutur saçlarının rengini solur ciğerlerim
Ne ben seni severim ne de sen beni

Bizi bazı geceler birbirimize getirir
Ve olanlar ve kuşluk vakitleri bizi her daim yitirir
Senin gözlerin ıslak benim gözlerimde senin aksin
Aksiliğin tutar, aksini tutarım.

Bazı Ekim günleri seni hatırlatır bana,
Bu sefer öylesine amaçsızca doğarım
Bir zaman elalık kaplar içimi
Bir vakit geçmişine uzanır  kavgalarını yaşarım
İçim sancır, taşlaşırım.

Küçüğüm, kırılganım, Haziran ikindim, halsizim benim
Kimsesiz üzüntülerini sahiplenmek ister kaygılarım 
Kızgınlığım beni durdurur bir olamayacağımızı hatırlarım
Farklılıklarımıza, mazimize en çok da ellerine kızarım

Huzursuzum, kıymet bilmezim, güzelim benim
Gizlediğim gönül hezeyanım, gezindiğim bilmediğim sokaklarım
Seni düşünürken bulmuştum oysa, huzur dolu sabah uyanışlarımı
Bir sigara yerleştiririm dudaklarıma dumanını sen çekersin
Bu dansı bana lütfetmeni isterim,
Bilirim sen en çok da dans etmeyi seversin
Şarkının sonuna doğru söndürürüm sigaramı, sigaranı
Yaşanmamış,
Yaşanmayacak uzun seneleri suskunluğumuza hapsederim
Küçüğüm kendine dikkat et üzülme sakın
En çok da güzel göz bebeklerinden öperim...

Şubat 12, 2013

Eskimiş Bir Matruşkaydı Ellerin


Ve artık ev nerede ben neredeyim belli değil;
Bir yerlerine bağlıyım sanırım, hiçbir yere gitmiyorsun
Hiçbir yere gidemiyorum,
Kalemlerimden kan araklıyorlar!
Ben sana sağ salim kudururken,
Ritüelimken yani sana kudurmak
Beyazlığını sorgulamak değil haddim
Varlığın gibi bir derdim olsun istiyorum
Hazır uyumamışken bir kaygım olsun sana dair.

Gitmediğim bir yerlerde dinlenmek istiyorum
Saatin kaç olduğunun önemi yok!
Bazı evrelerde mevcut bir saat yoktur,
Elhamdülillah yoktur ve biz ibadet ederiz.
Sen köşede dur
Sen hep köşede dur, ben annemi üzeyim
Bu gerçek bir kriminal reaksiyondur!

Nasıl bir Cumartesisin, hangi lisanda konuşur ellerin
Şimdi şu saatte bu ne manasız bir kıyamet! 
Beni bilmediğim dilde bir mermiyle vursalar
Rabbim ne olur şimdi beni de Batıni sansınlar!
Huzurla her Perşembe susayım.
Yarin kahkülüne ateş-har olanlar
Bir müddet sokaklarda yansınlar, ısınayım.


Liderleri ihtilallerle devrilmiş kentler kadar sakin,
Hırçın, münzeviyim
Sahil kenarı kasabaları kadar küçüksün oysa sen.
Müsaade et hududunda dirileyim, izin ver kıyında yürüyeyim
Yorgunum ve işgal altındayım ya öldür ya da anımsa beni işte.
Pikaba sevmediğim bir plak koy, hazzetmediğim kadınlarla yatmama göz yum!
Zaten şu saatte idrak edebileceğim başka bir dua da kalmadı,
Yahut kavga edeceğim bir sembol
Vakit akşam ve perdelerimden kazınır artık 
Eski sevgililerin parmak izleri...

Mayıs 01, 2012

Kaotik Yıldızların Özlendiği Zaman Dilimleri Üzerine



Üzerine kalbimi örtsem, kapanır mı günahların
Sokaklar gibi gülümser misin bana
Vazgeçer misin gevşek ağızlı saray itleriyle konuşmaktan
Sokak köpeklerini besleriz istersen ki hepsi asildir sır tutarlar
Ruhumun en sivri köşelerinde öfkenle satranç oynasak
Şah kuytuda öldürülmüş, fonda mat
Satın almadığımız teknede balıklar tutarız, affederiz hepsini
Söz bundan hiçbir rakı şişesinin haberi olmaz
Benim hala bilmediğim şarkılar var, duymadığım umutlar
Senin masal anlatmanı da isterim bir yerlerim kanarken
Sonra elde ettiğimiz sıvı ile arabesk bir mektup yazarız
Okumayacağımız
Gitmediğimiz doğu kentlerine gideriz beraber
Belki ikimizin de ortak noktası olan bir şehir buluruz
Hiçbir şehirde arkadaş olmayız, hiçbir evrende herhangi bir zaman diliminde
El ele tutuşur, partizanca bir tebessüm bırakırız
Rengi belirsiz kaldırımlara
Adını en bağımsız duvarlara, topraklara yazarım
Her akşam adını aramaktan vazgeçmiş olurum gri kentimin gökyüzünde..

Çocuk;
Her çiçek toprağını bulur ve her mavzer mermisini
Tüm çocuklar en az bir gün gülmüştür şu hayatta
Her kaşık en az iki yemeği tadmıştır
Velev ki bu her zaman mümkün değil
Biliyorum;
Seni kazanmak kendimi kaybetmektir
Tarihini kimsenin bilmek istemediği bir Mayıs akşamı'nda...

Medeniyetin var olmadığı zamanlarda
Adını telaffuz etmeye çalışırım dilim dönmez
El ele tutuşmayı keşfederim bir antik çağda
Sonra bir Türk Filmi'nin karakter oyuncusu olurum sana ithaf edilmiş
Dudaklarında itlaf, dudaklarında ziyan olurum
Senin bana yeniden sarılmanı beklerim
Elbet o vakit kıyamet kopar tüm yetim çocukların dualarının hatrına...

Nisan 29, 2012

Beraber Nefes Almadığımız Deniz Kenarları Üzerine




Darılgan ve loş oda sapı düşmüş çaydanlık
Gözlerin gözlerime takıldı, hüzme oldum bir anlık.

Elma ağacı ve bıçak
Tanrı sana kızacak
Mevcut tüm kutsal kitaplarda anlatılan, en riyakar meleksin
Varlığın varlığıma günah
Şirazem kayalı çok vakit oldu
Sağ yanıma kahırlarımı yazıyorum, büyük bir küfür içindeyim
Riayet zamanları kum saati doldurdu
Bedeninde yok ne yazık, ruhsuz bir zulümdeyim

Kalsaydın birkaç zaman ve içki de içmezdik
Doldururdu kendini uğultu gerçek plak
Annem yemek yapardı eli sanki ellerin
Bardaklarımıza su akardı dudağımda tenine
Neşemizi kıskanırdı yokbahar kuşları
Sırtımda çıkardın sen riyakar yokuşları

Ben oldukça geçmiş sen muallak gelecek zaman
Dudaklarımızın birbirini öpmeyişi ne yazık şimdiki evham
Sıkı tutun akciğerlerime öylesine çıkma içimden
Öylesine savruluyorum sanma ki sensiz yahut nefessizlikten

Sen hep içkili bir ağız tarafından tüketilmiş bir kaç hüzünlü semt kokardın
Hayatında ağzına mey ve tütün sürmemiş güzel kadın
Bu nahoş esansımı hatırlamak istersin diye
İnan ben hiç ölmedim ve bu son ihtar tiradım

İpek fuların boynundan çıplak kasıklarına indiği süre zarfında
Ben üç kez intihar ettim doğrusu bu
Faça kalıntılarında mola veren dudakların hala aklımda
İsyan etmeden tutamadın ellerimi, sanırım mazi sorundu

Nereden geldi aklıma o rahi günahlarım
Saçlarının arasından sevaplar ayıklarım
Söz vermedin bana
Söz versen bileklerimi usta bir katile kestirirdim
Söz versen sıcak haziran gecelerinde lodoslar estirirdim

Ne güzeldin sen
Bir annenin doğurduğu ilk bebek gibi
Ve üzerdin istisnasız
Duaları reddetmeye meyilli bir melek gibi

Zamansız bir vakitte,
Hayal kırıklıkları eşliğinde gökte görülen yetim bir gökkuşağı misali
Öylesine tarumar ettin ve sinkaflara sürükledin benliğimi...

Nisan 12, 2012

Platin Düşler Prömiyeri



Muhtemelen adını, günah kadar iyi bildiğim
Olmayan kokusu burnumdan içeri giren zulüm misali
Yani bir çakalın avını kolladığı muhitleri bilmesi gibi
Biliyorum senin çift taraflı jilet gözlerini.

Çapraz sorguda bulunduğu izbeliği değil,
Sevgilisinin beyaz tenini koklayan
Barikatlarda arkasındaki yoldaşını kollayan
Şarjörünü, en kavgacı yarinin beline dolayan
Yeni bir düzenin hayalini kuran,
İnanç fedaileri gibi ısrarla arzuluyorum ellerini

Hep uygun adım hep eksik marş
Sözlerini unutamayız inandığımız türkülerin, ki onlar
Her gece son kadehte seni düşürürler aklıma
Ayaklarım olurlar yere sağlam basan.

Gittin yatağım sanki bir kainat
Kendi inimde, kendi tinimi bulamıyorum
Gider gitmez sen, her gün başka bir eyalet intihar etti
Bir başka kadının ellerinden tutamadım bir gün!
Çok cinsiyetli dostlar gezindi bahçelerde,
Kapılar çaldı hep seni umdum.
Kapılar çalmadı, hep sesini duydum
Kirlendim, arındım bir başka kentin hayalini kurdum sensiz
Gri renkli aymaz bir kurdum yine sana yenilmiş..

En korkunç savaşların, mitralyözleri gibisin
Yüzünde, ellerinde karşı hududa merhametten eser yok,
Oysa ellerim dudaklarındayken sevgilim,
En muhlis savaş kahramanımsın benim!

Belki bu parlak kelimelerin hiçbir etkisi yok
Beni bu mevsimlerde tekrar hatırlamana
Elbette birşeyler biliyorum, bunları sıralarken
Sen tüm ayrılık şiirlerinin gizli öznesi, şarkıların güzel kadını
Filmlerin kutsal inahiyeti olarak kalacaksın

Fakat aslında bence biz
Üzerinde yanık izi olan tanıdık koltuklara oturalım!
Sonra baştan başlatsın Tanrı bu isli hikayeyi
Ben biraz daha sakin, sen biraz daha uyumlu
Müziğin sesini biraz daha kısalım, ben sana senin sevdiğin şaraplar okurum
Sen bana benim sevdiğim sigaraları dinletirsin
İkimizin sevdiği yemekleri koklarız, sevdiğmiz hikayelere dokunuruz beraber
Gözlerimizi tadarız

Lakin böyle olmaz!
Eksik zamanların yanlış zamanların
Bir kesif parçası gibi gözükürüm gözüne
Çok eskilerden kalma bir iz, saplantılı bir his değiştirilmesi gereken
Az sevdiğin bir plak
Kullanmadığın bir sigara, ağzının tadını kaçıran

Esmer kadın her akşam; gece ve yarın sabah
Beni düşünmeyi ah! Elbet denemeyecek
Kusurlu zamanları çıkarsa bir aklından
Elbette o hoş tını göğsünde dirilecek!

Ve şimdi oturdukları yerlerde saçma sapan uğraşlar içinde olan
Bazı jakoben bilim adamları
Senin gelişinin, formülünü yazıp da versinler bana
Hududum, güzelim, esmer tenli giyotinim
Bu kadar elem yeter beynimi uçursana!

Tüm cümlelerim bitti artık ve evren sakin
Ölümün huzuruna uçan kuşları selamlıyorum
Güzel ve mutlu masallarımızı unutturdun
Kalbimdeki uzağım, ben artık tükeniyorum..

Nisan 05, 2012

Sütsüz Şekersiz Kahve (Sen Hep Başka Şehirlerin Pencereleri)



Kar hep yağıyor

Soğuk nedir tanımlamayan ben,
Kışın içine sürgün edilmiş bir yaz kadar üşüyorum
İçinde ateş barındıran bir gerçekliğe hasretim.
Ki bu şimdi ya alacalı toprak olur,
Ya uzağımda bıraktığın goşist esmer tenin.
Haydi oturup bunun senaryosunu üretelim
Belki bir Ünlü, filme de alır yazdıklarımızı
Seni özlemek gibi bir durum söz konusu bile olamaz,
Bunlar hep Bollywood’un abartması
Kuzgunum benim, kimsesizim, sakındığım
Yumruklarımın sıkılı olmasının müsebbibi
Gözyaşımın tuzu...

Gelmeyecek olmanın yarattığı ıstırabın kokusunu bile hissetsen
Bir dakika durmaz gelirsin!
Ve gelirsin dünya birden güzel bir şeymiş gibi gözükür
Olmaz ya mesela gelsen Deniz'in delirmeleri sempatik bile gelebilir
Abartmıyorum!
Hatta belki ruhsuz beyaz leblebileri de.

Gelsen Filistin dağlarında gerillalar açar sonbahar kokulu
Çeçen bir mücahidin askısında kardelenler filizlenir
Manik bir gülümseme yayılır dudaklarıma
İyiler devrik rejimlerle iktidara gelir
İriler zengin rejimlerle izana gelir.

Ben bilirsin hep memleketimi koklarım
Şehrin göbeğinden alırım kuytudaki kardelenin kokusunu
Kırın tilkisinin tıkırtısını,
Kovuğunun kalabalıklarını görürüm çamursuz kent kaldırımlarında
Coğrafyamda senin eksikliğin hissedilir ağır gelir bana,
Birleşir kokunu alamayışımın hezeyanıyla.

Sen benim en vatanperver yanım, düzene isyanım
Silahımın tamamlanmamış mermisi
Güzel kavgam, gölgemin eksik aksi, anlamlandıramadığım
Tebessüm kokulum, kızgınlığım, küfrüm, az küfürbazım,
Tenimde yanık izim
Sen yokken iç cebimde hep kırılgan katliam çiçekleri...

Nisan 04, 2012

Hicaz Makamı'nda Ellerini Tutmak İstemem Zaten Gözlerin Yeterince Siyah



Ben sana artık günaydın diyemem yavrum
Kötü adamlar ortak güneşimizi petrol rezervleriyle baltaladılar.
Mahlassız acıların
Ağzımdan çıkan soluk bir dumana dönüştüğü dakikalarda
Rüyalara dalıp üzerime suretini örtmek istedim.
Dünya büyük ve öfkeli bir hızla
Komün fikriyatını kaybedip
Kapitalist bir paylaşım çağına bürünse de
Benim içimde hala derebeylikler hüküm sürmekteydi
Gözlerini sınırlarım dahilinde gasp etmek istediğim
Ben; el yapımı şarap tutkusu, olmasa dahi
Elleri üzüm kokan insanlara her daim saygı gösteririm
Hissediyorsun değil mi?

Çağ gözlerimden gözlerini kaçırır
Ağlamanın yahut sanat yapmanın
Hiçbir sevgiliyi geri getirmeyeceğini bilmek için
Evli yahut şair olmak gerekir 22. yüzyılda
Biz seninle oldukça farklıydık belki haklısın
Haklısın ama ölülerimiz bile bugün aynı renk görmüyor musun?

İnsanlar 1996 model arabalarını,
Bahçede yetiştirdikleri domates fidelerini
Başkalarının yaptığı devrimleri bile haddinden fazla önemsiyorlardı 20. yüzyılda
Elbette seni yeni galaksilere gebe bir toz bulutu gibi önemseyeceğim doğru olan da bu
Kokaini haddinden fazla kaçırmış bir Amerikan Başkanı emrime Nasa’yı verse
İlk önce tapusu şahsına ait bir yıldıza gezinti düzenlemek isterim

Bazı insanlar tarafından hissedilen fiziksel eylemlerim dışarıdan belki bir şiddet abidesi gibi gözükmekte
Ancak şiddet senin göz kapaklarındır güzelim şiddet senin ruhuma olan yanılsamalarındır
Tentürdiyot denen ayyaş hiçbir müdahale etmedi senin bana göz işmarı edişine
Zaten bu konuyla ilgili bildiğim bir ayet de yok
Ama sen bunları hep gördün zaten değil mi?

Bazı zamanları vardır hayatın mutlaka hır çıkar
Bela flu yapısından ödün vererek elle tutulur bir nesneye dönüşür
Israrla gökten indirilecek bir başka kurbanlık beklersin
Ama günahlarımız buna müsaade etmez
Biz her zaman birbirimizi keseriz izleri kendi vücudumuzda kalan
İzleri senin güzel ellerin olan
İzlerim gidişlerinin biraz daha serkeş bıraktığı kendimi
Bazı kelimeler biz doğmadan önce
Bizim için müneccim edebiyatçılar tarafından icat edilmişler
Hep öyledir zaten ya da her zaman öyle olacaktır.

Şairin şiire tövbesi yârin sesini duyana kadar
Rakının bağdan boğazımızdaki raksına uzanan macerasını
Roman haline getirmek yerine
Doğal ve sıradan akışına kendimizi verdiğimiz akşamlar kadar
Gerçek ve elemlisin nazarımda
Yine de ellerimi tutabilirsin nazarım dokunmaz zararına
Hem sen benim tanıdığım en gerçekçi meleksin
Belki bir akşam haber ve neden vermeden
Sevdiğim hakkaniyetli kavgalar gibi yanıma gelirsin
Hem çocuk her meyin meyvesi ayrı
Mevsimi nev-i şahsına münhasır
Zaten yokluğundan beri tam kestiremiyorum,
Kim bilir es geçtiğimiz bu kaçıncı asır
Keşke fay hattının yakınından geçmediği,
Zelzeleye dayanıklı kentlerde iki eski heykel olsaydık
Daha şehir inşa edilirken acemi bir çırağın elinden yere düşürdüğü
Düştükleri yerde birbirine sarılan
Şehrin kutsallığına zeval gelmesin diye dokunulamayan iki eski heykel
Hem o zaman herhangi bir devrim yapmamıza gerek kalmazdı
Büyük bir bilgelikle dünyayı seyrederdik devrildiğimiz yerden

Seninle biz olamayışımız
Belki dünyanın yeni bir kutsal karakter beklemesi ihtimali gibi
Bu kutsal karakterin ismini vermek
Bazı sabah vakitlerini yad etmek gibi olur, olmasın..
Tüm psikozlar bugün yine emrimize sunulmuş
Ellerinde kahverengi papatyalar
Saçlarına taç yapmak için bekliyor seni güzelliğin gerçek nedimeleri
Hadi yavrum omzuma tüne bekletmeyelim erken ölen tüm iyi şairleri..

Temmuz 19, 2011

Nerede



konuşsak oradaysan diyeceğim de
bitti sigaram neyse, değilsindir muhtemelen
dumanım yok haber de salamayacağım gel diye
anlatayım durgun bir bulut gibiyim ne süredir

  • semada görürsün zamanla zaten
    çalışırsan benzetmeye bakıp oyuncaklarına
  • kalbim çok odalı mı diyorum bazı bazı acaba
  • bir şeyler oldu işte adını sen getir
  • falan filan derken, fikir zikir
    ordusuyla sulanırken vücudum sonra
  • neyi unutmaya çalıştığımı
    hatırlamıyorum
  • neyi hatırlamaya çalıştığımı unutuyorum bir de
  • geçecek mi acaba diyorum bu enkaz hali
  • sürüklenme ıslanma kaybolma hali
  • umut tehlikeli bir rüzgar fakat onsuz da olmuyor ki
  • bilirim ömür boyu uyur ağlar istemez kalmayı kimse
  • susar bekler ışığı beter / betimin beteri de
  • tabii burası bence. tekrar edersek, bence
    temiz bir sayfa
    açmak lafı var
  • söylenen adı geçen anılan ulu orta
    yüce orta ve kötü sol ve kötü toplum kötü sağ
    ulan bir önceki sayfadaki kir değer ki illa ona
    yani aynı kitap aynı cilt aynı deri sonuçta: insanın kendi
  • değil mi ki zaman, her şeyin ilacı diyoruz
  • boşluk bırakıyor geride bakakalmalar duvara
  • gülümser pozlar gibi öyle görüldüğün toz periler gibi öyle
    düşünce akışı dilin ruhun bedenin nakışı gökyüzüne de
    temizine de sayfasına da sokayım yani
    anahtarı

    boynuna varır belki yine o tabut kapılar

Ekim 11, 2010

Ellerimizin Onurlu Kavgası
















Hapishane avlularında tutuklu kalmış martılar
Beni göç mevsiminin hatrına bıraktılar

Bir memlekete aşık olmanın en lezzetli yanısın
Ruhsal hezeyanımdan tek kurtuluş çanısın
Vücudum eylem olmuş, sen gönlümde kazasker
Teklifsiz gülelim gülüm, bu savaş elbet biter!

Kimlik kontrolünde adına adım dedim
Hem rezil oldum, üstüne küfür yedim
Biliyorsun her kavgam dolaylı yoldan senin
Kavgam tebessümün
Kavgam beyaz ellerin!

Miting meydanı girişinde, bir kelebek bıçak düştü cebimden
Seni düşündüm de, hemen gökyüzüne saldım
Henüz genç bir nehirdin ancak
Sevgilim sen ne kadar okyanus kokardın!

Lafı gevelemek manasız, kurtuluş ruhundadır asil milletimin
Bir de gözlerin var dokunamadığım tenin
İçerde olacağım bir süre, ziyaretime dostlarla gelin
Parkaları unutmayın, biliyorsun işte bize artık her mevsim serin!

Havayı görmek nadir, sigaradan bulutlar doluşmuş zindanlara
Senin hayalime aksin, bulutların nefesini kesen güneş
Davamız hürriyet, ilkemiz vatansever gülüştür
Mektubum ve kalbim bu sevdayla örülmüştür
Görülmüştür..

Kirpiklerin revolverde kalmıştır, onu çardağa gömün
Hayaller kurun umutsuzluklar öldürün
Hüzne meyil vermeyin, her güne selam verin
Elbet yorulacağız, karanlık oldukça derin!

Oturdum dün gece uzun vakitler seni düşündüm
Beni böyle görseler sanırlar cebimden dünyayı düşürdüm..

Ekim 10, 2010

Bağ Evinde Kuşluk Sevişmeleri

















Seninle tartışmalarımız hep kıymetli sonatların ardından,
Kerameti dudaklarından menkul şarap bardaklarını
Kapitalizm karşıtı amerikan mutfağımızda ovalarken
Bir de ben açık perdeler civarında
Müstehcen fıkralar anlatırken gerçekleşmekte
Benimle alıp veremediğin kaç küstah aşk var mazide sevgilim?
...

Sevişmelerimiz hep bir Auschwitz kıvamında
Kalabalık, yalnız, disiplinli, isyankar, duraksız
Sol kolunu arkaya doğru kıvırmadan, anlamanı istiyorum artık beni
Gözlerimde Mussoliniler yok hiçbir zaman olmadılar
Kısmen ittahatım kısmen terakki
Ve bedeninin en şahsi yerleri en büyük ittifakım
Gözlerin yenilmiş hayallerimin müttefiki

Liebe Macht Frei!

Bırak toplamayalım artık şu işkencehaneyi
Es geçiyoruz yaşamak uğruna ruhumuzdaki mevlevihaneyi
Biraz sussun artık kavmimle hiçbir ortak yanı olmayan arkadaşların
Pencereden bakarken birkaç uzun boyunlu aşk geçti de
Görsen dudakları tıpkı senin pembe dudakların!

Elbette ziyadesiyle güzelsin
Adım kadar eminim phalaenopsis'lerle kesinlikle bir kan bağın var
Yahut baban ergenliği esnasında,
anneni bir polenle aldatmış dahi olabilir.
Hişt!
Sessiz olalım kapıda sanırım İngiliz Kraliyet Ailesi var
Bu güzel bedenin karşımdayken üstelik ellerin
Ellerin birkaç santim yanımdayken sevgilim
Onların soğuk şakalarını hiç çekemem!

Topraklarımın her metrekaresine adını ekerim
Generalleri ihtilal öncesi önce ekerim
Mankenleri bırakır, sadece yaşlı kadın ve huzurevi fotoğrafları çekerim!
Biraz daha yalan söylemek zorunda bırakırsan beni
Muhtemelen kurada Cehennem’i çekerim!
Beni üzme dön artık sevda sınırlarımızın dahiline,
Aynı dili paylaşıyoruz; bağımsızlığını tanımıyorum!
...

Hava yağmurluydu, ıslanmıştı dün
Bedenime yine teşrif etmedin
Hava güzel ve tarihte bugün
Ben birkaç Vivaldi kadar öldüm...

Ekim 08, 2010

Izdırap Sokağı Aymazları




















Meyra, arsız Beyoğlu’nun en edepsiz kızı
Yeni yetme ergenlerin en büyük sevda hırsızı

Ekseriyetle tenhada, Dinazor Cezmi’nin yatak arkadaşıdır
Tinerci çocukların, en harbici yoldaşıdır
Üç liraya şarap alır köşedeki Goygoy’dan
Daha on beş yaşında çıkmıştır çoktan yoldan!

Tüm rock’n roll tarihini istisnasız ezbere bilir
Parayı denkleştirirse kuytuda beyazla erir
Serseri aday adaylarını dudaklarıyla emzirir
Bedeninin muhitinde can veren olursa
Mevzuyu tıbbiyeden atılma Neşter Selim’e bildirir
Selim sever böyle alengirli işleri saniyesinde üç beş bahşiş indirir

Meyra’yla ben de bir Ağustos akşamı yattım
Cebimdeki tüm bozuklukları önüne attım
Oldukça Radiohead az da olsa Tom Waits bir akşamdı
Hatun o gün peyniri fazla abarttı
Sakat babasına durumu kusmak beni oldukça daralttı
Doktorun hamile olduğunu söylemesi mevzuyu altı yedi bira daha kanattı
Cenazede ölen bebeğin erkek olduğunu öğrenen Selim
Üzüntüden herkese üçer sigaralık kubar dağıttı

Cenazeden sonra ziyaret ettim Meyra’nın babasını
Sakat olmadan on beş yıl evvel, haybeye kesmiş evlatlarının anasını
Hapis kaza derken Meyra çoktan savrulmuş
Oğlu Samet parayla lubun pazarlar olmuş
Başı belaya girince sakat babasının yanına sığınmış
Üç hafta geçmeden dayanamamış inceden kirişi kırmış
Babasının altını temizlemek hangi kitapta varmış
Delikanlının gururu bu mevzuya takıkmış!

Meyra’nın fotoğraflarına baktık amcayla oturduk da
Kıvır kıvır saçları mavi önlüğü varmış
Dolabın yanına düşmüş çocukluk günlüğünü açtık da
En büyük hayali doktor ve anne olmakmış

Dört şişe şarap bıraktım Meyra’nın babasına
Bir de yeşil yirmilik, istemedi zorla cebine koydum
Evden çıkınca baktım da Meyra’nın yol haritasına
Bir an sinirlendim göklere doğru kudurdum
Sonra toprağın ölü annesi gibi sarıldığını görünce
Kaderin akışına saygı duyup, usulca yola koyuldum...

Ekim 05, 2010

Siyaha Tutkun Sensizlik Masalları
















Normalin dışında bir mevsim duruyordu gözlerinde asılı
En az üç kere rastladım bir düş görmüş olamam
Silüetin eflatun bir tabloysa eğer
İlk fırsatta ölmeliyim sana seyirci kalamam

Her an kapıyı çalacakmış gibi
Ona asırlar gelen süredir beklediği kısmeti
Masa örtüsü oyalayan bir yandan hasta dedesinin kulunçlarını ovalayan
Saçları örgülü
Genç kızlığı devirdi devirecek masumlara anlatıyorum nedense seni
Gelmeyişinin ardındaki umut dolu umutsuzluğu sanırım bir onlar anlar
Bir de Ekim kokan; içkiden ölesiye nefret eden sarhoş adamlar!

Ayakkabısı olmayan tüm evsizlere bahsediyorum senden
Üstüm başım birkaç kış çıplak
Ayaklarını hatırlamaya çalışıyorum, kaba ayaklarımın arasında kaybolan
Bir de her zaman yetim bir anne gibi sokulgan bakışlarını
Bensiz yarınlarını, sensiz zamanlarımı hayal etmeye çalışıyorum

Anlatsam anlamazsın
Hem bu sefer bırakalım da mermi şarjörde kalsın

Elinde filtresiz sigarası çirkin bir adam
Ölmüş kargalar anlattı da bana
İntikamla uyanıverdim uykumdan
Seni tasavvur ettim de o an
Tekrar bir düşle denk oluverdim

Günahlarım olsa dahi O beni kırmaz
Seni en müstesna sevaplarda saklasın
Yaşasaydım gelmezdin bilirim ancak
Mezarımda hür bir sancak gibi ayaktasın!

Ekim 03, 2010

Küstah Bir Rest




















Ne kadar kaybolursan bulut misali aşkta
O kadar damla olacaksın çare yok bu telaşta
Sevdanın feodalizmine kaptırırken kendini bıçkın leopar
Kendini safarinin en bereketli yerinde
Savaşın en hengameli takviminde buldu

Bunun adı ilk görüşte kaybediş sevgilim
Bir çay kaşığında eriyiş var şimdi sahnede
Her halukarda beyazız kadınım
Cismimizin muhteviyatını sen biçimlendir o halde

Seni bu gezegende hiç aldatmadım
Çağa yakışmayan bir saflıkla geri geleceğine inanmak
Ellerimdeki pamuk şeker kalıntılarının bir gün dudakların olması hayali
Kapıya hangimizin önce yetişeceği meçhul, sarhoş Beyoğlu sonraları
Elimizde neredeyse tamamı boş viski şişeleri
Elimiz edebiyat dahilinde kullanılabilecek en güzel tanım
Tüm bunlar ajite edilmemiş ve burjuva yalanlar hayatım!

Sıradaki tüm şarkılar istisnasız sana gelsin
Muhtemel tüm Cohen’ler
Bu şehirde kazayla çıkarılmış tüm yangınlar
Ve kazayla doğmuş tüm çocuklar ikimize gelsin
Sokak başlarını tutmuş tüm mecburi bitirimler
Bizim için kessinler koftizan raconlarını

Ancak;
İsimlerimiz dahil herşeyin sahte olduğu bir macera bizimkisi
İlk kimlik kontrolünde deşifre olacağız
İkinci perdede beni aşifteler seni yanlış hayat atılımları bekler
Kimseyi boş yere bekletmeyelim
En yakındaki viyolonsel telinden başka makamlara doğru eğilelim
Tiyatromuz sonlanmadan kangren olmuş tüm duyguları kesip atalım
Biliyorsun güzelim tüm dileklerim senin için
An itibarı ile bir cesetten iki şırınga fazla çaresizim
Şu durumda bu aşka amorti bile çıkmaz
Şansımızı en iyisi başka merhumlarla deneyelim!

Ekim 01, 2010

Karanlık Bozkır Hatıratı

















Limon bahçemizin en limonsuz köşesinde
Yanımda, bahçemiz için aldığım sedef tabure toprakta oturuyorum
Biraz daha otursam üzüm salkımı olacağım haberim yok!
Biraz daha gelmesen damarlarımdan boğazına şarap dolduracağım
Hatta üstüne dökülürüm biraz, lekem kusursuzdur bilirsin asla çıkmaz...

Şu kirazlı bahçenin sahibi Selim Amca
Oğlu siyasal olaylardan, apar topar götürülmüş
Zehir gibi akıllı oğlan boylu poslu yakışıklı
Firar etmeye çalışmış cehennemin baskısından
Cesedini almışlar Filistin Askısı’ndan
Kendi söylemiyor tabii; ama toprağa hırsla vurmasından anlıyorum
Kelepçelerin ukalalığını kırmak ister gibi
Öyle deşiyor toprağını, gözleri en az otuz senelik nemli

Ceviz ağaçları var hani köşe tarlada
Onlar Deli Abdo’nun
Abdullah seneler önce, kurşuni tenli bir kızcağız sevmiş
Kız da karayağız mert delikanlı Abdo’yu
Köylerinin en tenha ama aşkları için bir o kadar aydınlık yerlerinde
El ele bu toprağın en kutsal masallarını anlatmışlar birbirlerine
Abdo yetim, müebbet gariban, verememiş tabii başlık parasını kızın
Kız dördüncü karısı olmuş kenevir satan tek gözü kör bir hırsızın
Tahmin ettiğin gibi bunları Abdo anlatmadı bana
Ceviz ağaçlarına dudaklarını dayayıp
Elleriyle göğsünü yırtarcasına ağlamasından tercüme ettim
Gözlerinin güneşe aksinden tecrübe ettim

Şu çorak tarlanın sahibi Fatma Ana
Kocası Yetmiş Dört’te deniz olmuş vatana
Kıbrıs lafı edince gururla hüzünlenir dururmuş
Kocasının denize en güzel hediye gibi düştüğü senenin başı
Oğlu Hasan, rahmine düşmüş
Yirmi yılı doldurmazken kocasının naaşı
Hasan güneydoğuda gönüllü şehit düşmüş
Bu tarlaya hiçbir şey ekmez Fatma Ana
Ektiği filizlerin ağaç olmasını bekler
Yalnız ve gurur dolu sessiz ağıtlarla
Onun hikayesi türkü olmuştur bu topraklarda
Kendisinden duyulmaz ama onun dışında söylenir tüm dudaklarda

Görüyorsun büyük kasabamın hikayesini sevgilim!
Ölüm kadar sade ölümsüzlük kadar güzelim,
Mazoşist bir sevda gerekir seni ve bu toprakları sevmek için
Fazlasıyla serseri yeteri kadar mazoşistim
O kadar çok batmışım ki çamurdan keder seline
İçimde en masum çocuklar birbirini öldürüyor gerine gerine!

Eylül 30, 2010

Aristokrat Hayallerimizin Kürtajlanmış Yarınları


















Sigaram spontane yandı, gözbebeklerime hayallerin düştü
Gidişinden sonra gökyüzüne yığıldım
Vakit kaybetmeden, tüm günahlarım başıma üşüştü

Bu mevsimler dudaklarımda, hep bir sen ıslığı
Gözlerim dinlenir pozdalar yokluğunda, aslen safi bir elem
Kadeh misin mezar mı sevgili?
Cesedim mi ruhum mu doldurur söylesene benliğini.

Elbette film bitince, jönfilerde gider
Kısır kısraklar bile, yarış atları doğurur o zaman
Şahsiyetimde öylesine kıyametler kopar
Dudaklarıma dokunup, dilersin aman

Bir kilise, biraz mahpus ve oldukça yoğun bakımdır yokluğun
Mumlar dikerim ruhi travmanın tel örgülü kenarlarına
Günahkar kurban eder, seni O’ndan dilerim
Beni bu sefer anlar ve ol der ummanlara

Geldiğinde, en mükemmel ölümlere sürükleyeceğim seni
Frenk ülkelerine gideceğiz diz dize ve el ele
Son kompartmanı, balayımız için ayırttım
Ve la cumparsita’dır şimdi Azrail’den tüm vücudumuza yayılan
Parmak uçlarımızdan büyük evrene dağılan bu haz,
Muhtemelen en şık ve hikmetli hediyesidir bize Tanrı’nın
Üstelik üzerimizde ikinci el ve hor kullanılmış
Bir Nisan sabahı kusursuzluğuyla...

Eylül 28, 2010

Hançerin Beyhuda Raksı















Ve hala uyuyamadım
Saat sabah on bir çeyrek

Belki de alabildiğine yalın olma halindi hayatın en acımasız şarkısı
Hayata tekmeyi savurmuş bir aile büyüğünden kalan miras gibisin
Har vurup harman savurmak isterken vücudunu
Nefes alışlarının nefes alışlarıma çizdiği paralellerden utanarak
Sana daha ihtiyatlı davranıyorum
Bedeninin muhteviyatını bilmeseydim eğer
Katiyetle benden çocuk doğurmuş olmandan kuşkulanırdım!
Eldivenini düşürmeseydin,ellerinden ruhuma
Muhtemelen daima yalnız kalırdım.

Söyleyeceklerimi kabullenmek zorundasın
Öldürmeyi ve ölmeyi hayatından çıkarmamalısın

Çetin dağ yollarındaki huzurlu seyahatler gibi saçların var
Keyfekeder bir hırsız misali bakışların
Kendimi sana çaldırmak istiyorum tenhada
Toplum polisi yanıma yakalatıyorum seni
Tüm ailesini anti tank mayınlarında kaybetmiş bir jurnalci gibi

Aslında uyku,
Hayat tarafından kurgulanmış en mütecaviz aldatmacadır
Saat başka bir çeyrek ben hala uyuyamadım

Teşbih sıkıntısı çeken kutsal kitap yazıcıları gibi
Tasavvufi bir reveransla Tanrı’dan lütuf beklemiyorum
Kaybetmişim sükuneti karanlık sokaklarda
Seni her cinayetin sonrasında besmeleyle anıyorum
Öylesine soluksuz bir politik dram!

Çağ son hamlesini yaptı
Katıyyetle beden ölümümüzü gerçekleştirdik
Yeniden denemeye mabadı yemeyenler kahvehanesindeyiz
Oturmuş boza içiyoruz sevgilim!
Öylesine tükenmiş,öylesine bitmişiz.
Mazide bir muammada olduğu gibi,
Kahramanlık lakırdıları bile bir heyecan vermiyorlar şimdi kalbe
Sevgilim
Bunca hüsrana ve mağlubiyete rağmen
Gelsen;
Ve kaybolsak bir sükut-u hayalde!

Eylül 26, 2010

Gırnatanın Ölüm Peşrevi













Korkma, üzerine hançer ile eğilmemden
Elimdeki izler, cesedimin kanıtıdır
Ne olursun gözyaşı hüzün bekleme benden
Boynumdan süzülen kan, ağladığımın hatıratıdır

Mümkün olduğunca solgun, bir kır çiçeği gibi gülümserdin
Gitmeden önce
Vazolar renk değiştiriyor şimdi
Terkedişini kabullendikçe

Göz ucuyla vitrinlerden baktığın perdeler
Sergilenmeye hazır şimdi penceremde
İnat eder gibi renk renk
Boyun eğer gibi sade
Ve hatta; ölmeme müsaade eder gibi sakinler

Madam seni sordu geçen uğradığımda
En sevdiğin mezelerden yapmış
Gözümün seğirmesinden idrak etti mevzuyu
Kızamadı sana hatırşinastır bilirsin huyu
En istikrarlısından tabip oldu haliyle
Azalttı sesini boca etti ouzoyu

Şimdi ben olabildiğince sarhoşum
Ve kadeh alabildiğince sen dolu
Ouzo sonlandı merak etme teşbihim tamamen rakı dokulu
Kürdili hicazkar suretli isyanım
Bu lilyumların mevsimi, yokluğun değilmiş
Sahiden anladım

Merhaba sokakların loşluğuna koştuğumuz kadın
Mahallenin en güzel kızı
Saçları birkaç fersah sarı
Gayrımeşru maceralarımda sükut yetiştiren umudum
İlk sevişmelerimiz gibi baharlarda tanışmak seninle
Ve şarap içmek çok güzeldi!

Tenime evrenlerce dokunduğun için
Israrla ve kaybolurcasına benim olduğun akşamlar misali
Teşekkür ediyorum gidişine de
Yine yağmurları ve kahredici mevsimleri bekler gibi
Bekleyeceğim elbette,
Tesadüfen açılmış tüm kapı aralıklarında seni...

Eylül 24, 2010

Matem Tutan Matmazel Silvia




Dalga geçer gibi, aşk
Delili sen olmalısın Silvia!
Boğuk sigaralı sesinle, göğsümde doğrulmalısın
Her yer fazla bekletilmiş koruk

Tükürmeliyiz sevgilim, kısır yarınlara
Aşkla sokulmalıyız içinde, bulutlar idam edilmiş gökyüzüne
İçimde filizler ölmüş sömürülmüş
Azarla kuraklığınla isyana meyil fikrimi
Adın; uyuşturur tüm benliğimi
Ruhsuz bir dilenci gibi dolaşırsın sanrılarımda
O kadar kararlı
O kadar aymaz

Silvia, kadınım!
Sana da günaydın, hayatım
Sokrates'in cebinden biraz ulak çıkarttım
Biraz daha uyursan inan en yakın arkadaşınla yatacağım

Yazılmış tek neşeli ağıt!

Rüya hırsızı çocuklar gibisin
Her yer şimdi lunaparktır işte
Temiz bir kahkul boğumu alnından kasıklarıma inen
Kusursuzca öl Silvia!
Başka bir Tanrı'dan dirilelim
Mümkün olduğu kadar sevapsız

Sade bana serbest, yasak yeşilsin Silvia
Gözlerin var sahiden
Kemiklerin kir kemiklerin duman
Kahkahamsın kalpazan duam
Yer gök şişirilmiş ihtişam

Bireysel cümleler kurmayalım Silvia
Ellerin kezzap küt saçların cüzzam
Baaslaşayım izin ver saçlarında
Yezidleşeyim tüm organlarında
Sıkışmış bir haykırışla!

Bu işin şakası yok Silvia
Giyotin şimdi tam şah damarımda
Kısrak kokulu rimeller sür gözlerine
Bilirsin severim
Bana kalırsa tüm günahlarını affederim

Sessiz bir odada, şiir yazmak kadar
Sahiden ve zehirli seviyorum seni
Bunu en iyi sen bilirsin;
Ben kimseden af dileyemem Silvia
Ama beni affet ve gir son kez koynuma!

Eylül 23, 2010

Huzursuz Gidişat Semptomları
















Dolu, yağıyor gözlerine
Gönlüm evine elleri boş gelen
Bir baba kadar doru
Siyahlıklar kazıyorum, isli dudaklarından
Ruhundaki kararmalar,tamamen benim suçum

Tecavüz ritüelidir defolu yarınların
Kuytular da buluşur bu şerefsiz paydada
O hususlar kapandı,gezemezsin hep yalın
Cİğerinden emaneti, saplarlar ayazda da

Köşedeki kör bakkal beyaz kadın satıyor
Yanında çolak manav elde beyaz tartıyor
Teklik sıkıştırıyorlar, Bekçi Recep’in eline
Onla çorba içiyor karısı Paytak Emine

İşte buralar eskiden hep onurluktu bebeğim

Velev ki onaylanmamış dualar henüz vardı
Tanrı, bize çocuktan tövbeler yaratmıştı
Şeytan üzülür diye, günaha girdik yine biz
Kerhaneye düşünce, kalamaz kimse temiz

Dürüyorlar defterleri, kuytu mahkemelerde
Kimse dem vuramaz ki haysiyet ve şan nerede
Gettolardan toplarız, çiçekleri yine biz
Sokulgan sevişirsek, güzel kalırız bariz

Muhakkak ki;
Karşında gördüğün jakoben kıvamlı meczup
Bu gözlerinde ölü babanı gömdüğün adam
Kıvamlı ve sağlam
Bir ustura artığıdır meleğim
Altında usülünce kanayabilirsin...

Eylül 22, 2010

İnatkar İntihar İtirazları
















Bu şehirde her pusu çıkar, yaralı bir rahme
Müsait bir zamanında
Ayrılmalıyız Güzide

İlk buluşmamızda söylemiştim
Ben, soluksuz demlenirim
Hatta boynunuzu uzatırsanız bir kadeh de oradan içerim
Ağzım bozuktur biraz, istikrarlı küfrederim
Çakı taşırım cebinde giydiğim pardösünün
Vakit bulursam haftada bir de üç sarımlık esrar içerim

İlk buluşmamızda söylemiştim
Gözleriniz, evcilleşmesi hayal kuzgunlar gibi
Dağlıyor, parçalıyor avuç içlerimi
Ellerinize dokunursam, dönüşsüz günahkar olurum
Cennete ardımı dönüp avucunuzda kahrolurum
...

İlk buluşmamızda söylemiştim
Beyoğlu'nun arkadaşı Tarlabaşı'dır yavrum
Hap satarlar kuytuda,
İtibar görür zakkum
Beni emniyetin köşesinde beklersin
Ne sivil takılır peşine ne çingeneler ketum
...

İlk buluşmamızda söylemiştim
Hayal ettiğiniz kadar dünyalı değilim
Kirletmedim o yüzden
Kendimi onlar kadar
Anlayışsız her cümlenizde bir kez daha delirdim
Ayrılalım Güzide bu mevzular çok kanar...

Eylül 01, 2010

Nazan Şarap Sevmez

















Nazan şarap sevmez
Ege rüzgarları gibi saçları vardır onun
Tokasını; sol eliyle takar
Gözleri kardeşleridir umudun

Dekoltesi korkaktır, gizli cüretkar
Su damlası gibi bakar gözleri
Elleri, bukalemun derisi kaplıdır
Tuttuğum elime göre değişir rengi

Allah’tan korkar en çok
En çok benim için, dua eder
Bir de babasından ayrı annesi için
Babası; tekrar evlendiği için midir bilmem
Hep tek taraflı mizansenler yaşatır bu ayrılık

İlk kez adet gördüğü gün değil;
Adetlerinin değiştiğini görmeye başladığı gün
Genç kız olmuştur Nazan
Usulca ellerimden tutmuştur
Ne derler kaygısına aldırmadan
Sakinlikle yanıma sokulmuştur

Nazan,
Nazan şarap sevmez; cigaralığın kokusundan nefret eder
Bende kalınca yemek yapar bana
Dağınıklığıma dayanamaz, ortalığı tertipler

Aldığım udu öğrenmeye hayli gayret etti
Nereden sevdim o zalim kadını da çaldı bana
O ud çaldı gönlüm hep onun tenine meyletti
Bırakamadım bir rahat ud çaldırmadım ona

Başka bir kadındır, mücevher soluklu
Ağlarsa kaybolur elmasın rengi
Bir gözleri vardır, efkar boğumlu
Dökülür saçları, gurbet sevinci

Nazan;
Nazan şarap sevmez
Yalnızca beni sever
Hayallerimin civarında bir semtte oturur
Ne zaman elime bir kadeh alsam
Onun dudaklarından güller dökülür...

Temmuz 03, 2010

Kurak Dudaklı Kadına Sitem



















Güzelim merhaba
Gözlerimi kısıp dudaklarına bakmama aldırma
Elbette biraz yaşadık ve bizatihi yaşlandık görüşmeyeli
Ancak hasretim bulur gitmesi gereken yolu,
Âmâların yanındaki sadık köpekler gibi

Dudağının kenarındaki beni aldırmışsın
Nazar boncuğu derdim, o kusra inceden
Sonra; beni aldırmışsın kalbinin bir yerlerinden
Tayinim, başka leblere çıkmış
Küskün zevklere isyanlar hazırlanmış
Umursamamışsın..

Biraz, hüzünbaz gördüm sanki seni
Saçlarını üç zamandır boyatmamışsın
Ojelerin dünden kalma
Uzun zamandır nefes almakla da, münasebetin yok gibi
Yavrum üzmüşler,
Biraz da ağlatmışlar sanki avuç içlerini

Gözlerin bir garip gökkuşağı bakardı
Sesin yarı mahzun amentü
İnfazı gerçekleşti mi dudaklarının,
Gülünce Sırat köprüsü misali olurlardı
Şimdi çok belirginler anımsayamadım

Hatırladığım son karede;
Sonbahar esanslı bir yaz akşamı
Buğu kokan bir gölün yanındaydın,
Puhu kuşları konvoyunda ilk sıradaydın
Ben bir yerlerde kanun taksimleri dinliyordum o sıra
Abartmak yok yalnızdım ve seni özlüyordum
Aramızda birkaç gönül yılı mesafe
Ekmek atamıyordum kuşlara doyarlarsa bizi unuturlar
Kimseye anlatmazlar diye
Yaban çalılarıyla aramızda küçük bir sırdın o sıralar
Kimseye söylemediğim

Elbette masum değildi o zamanda balo sokakları
Ben sigara içerdim sen yalandan bir taksim geçerdin
Gözlerin katiyyen yalansız
O zamanlarda, esasen kızardım ben sana
Gözlerim sensiz manzaralara dayanamazdı,
Gözlerin natürmort olur ağlardı

Geçmiş zamanda da olsa senin için içilen meyler
Hala penceremin en güzel çakırkeyfliğinde durur
Masada oturur genç adam
Gerçeği bekler; sofranın yalnız likit kısmında doğrulur
Genç kadın her zaman siyahi bir inkar halinde
Anlayamaz onu, başka balkonlarda oturur

Elbette bu şiir de bir gün bitecek

Bugün,
Ellerine kenetlemiş kelepçeler de göremedim
Yakınlarda bir bebek ağlaması da yok
Sahte dualar da inmemiş anlaşılan
Gökten ayak uçlarına
Parmakların kimseye bir sır vermemişler hala
Ancak bu durumdan bir umut çıkarmak
Rakıya buz atmaya benzer güzelim
Senkronu kaydırır, ağzımızın tadını bozar
Bilirim; bendeki hicaz usüle alışamazsın

Sofralar kurulmuyor
Göğün en külhanbeyi yerlerinde uzun zamandır
Yalan dolu beyitlerin
Ve başka, koftizan limanlara kırmayı düşlediğin dümenlerin
Hiçbir jiletin bıraktığı oluklardan akıp gitmiyor

Zoraki mor bir çiçek tacı taciridir
Ahir zaman
Ve zamanlar boyu senin beni hazımsayamaman;
Meselenin keman kokan kısmı..

Artık;
Sen bir yerlerde gülümsersin
Ben bunun kokusunu her daim görürüm
Şahsi cuntama yenilirim affedemem
Anlayabilirsen beni
Dizlerinde çözülürüm
Sonrası kuşkusuz enkaz
Sonrası ziyankar bir ölüm...

Haziran 26, 2010

Biz ve Reddedilmiş Rüyalar




















Şu umutsuz gökkuşağı Tanrı’dan sana ricam
Gökkuşağı gözlerin yağmur ve intikam
Kabul edilmesi zor yalanlar düşesisin
Hayatsa mutlak bir bekaret beklentisi
Taammüden aşık soldurmak
Hangi dinde mübah sayılır
Kokun, tokan, saçların ve acın
Hala gözlerimden bir yerden sağılır
Saçlarının gönlümün kenarında hükümdarlık kurması
Küçük bir kız çocuğu gibi
Yalanların peşinden gitmeni engellemez
Sakat bir kırlangıç gibi mahzunsun
Seni benden başkası kendine hastalık etmez
Eğreti durursun...
Sen bakımsız bağlardan yapılabilecek en güzel şarapsın kadın
Yüksek sesli saygısız bir kahkaha gibi ilerlemekte zaman
Ve ben peşinde hırslarını başka kadınların çantasında unutmuş bir zorba
Tedirginim, usanmışım
Beni böyle kimsesiz ve derdest koyma
Her gün başkalarına söylediğin manasız selamlaşmaların bile
Benim için bir kutsal kitap parafı niteliği taşıdığını unutma
Gelmemenin ardından bu kadar şiir yazmamın bir sebebi olmalı
Ruhsatsız civar akşamlarında doğmuyor ise ay
Muhakkak ki sana paralel bir mazereti olmalı
Bununla beraber kaçak çay kaçak tütün kaçak sigara
Ruhumun en huzursuz mabedisin
Nerede olduğumu hiç bir zaman bilemeyeceğim...
Beni bulamadığın yerlerde iznim olmadan beklemelisin...

Haziran 24, 2010

Yalanlar, Usanmak ve Kayısı Reçeli












Elinde yediği tatlının kaşığı yarım yamalak kaldı adam
Kadının sürmeyi alelacele bitirdiği ojeli bir tırnak gibi,
Özürsüz bir buket gül bile kalmadı bahçelerde
Tüm vazolar edepli senaryolar yazmaya başladılar içleri boş içleri huzursuz
Yakmayı unuttuğu sigaralar gibi bakıyordu kadına adam
Ağzından istemsiz çıkan bir musiki gibi
Hayatında ilk defa iyiyi oynayan kötü rollerin karakter oyuncusu hali vardı ellerinin kontrolsüzlüğünde
Kadeh yoksunluğu
Kadının gelmeyecek sonsuzluğu
Bazı sigaralar yanar
Gereksiz spotlar kapanır
Tüm şaraplar hayır kurumlarına bağışlanır
Tüm filmler yönetmen yardımcılarına emanet edilir
Mermisiz silahlar gömülür
Matmazelin yüreğinde bilmediği kokuların yoksunluğu
Ruhların uzaklardan gönderdikleri şahane selamlar alınmadan
Yavaşça ama haklı temiz bir veda emanete alınır
Başka bir ritüelde görüşmek üzere
Adam kadının güzel belinden gökyüzüne sarılır...

Nisan 14, 2010

Hüviyetsiz Parmakların İdamı














Anlayamayacaksın yavrucuğum
Masalar durur biz üstüne kadehlerimizi koyarız
Kadehler gider masalar durur
Öyle bakıyorsun gözlerime
Anlayamayacaksın

Devam eden bir hayat her zaman vardır zaten bir yerlerde
Birileri bardağına su doldurur yemek yersiniz
Kimse tırnaklarını batırmaz eline
Ama böyle olursa canın yanar değil mi
Anlayamayacaksın

Pastaneleri kurtaran sabah bozuk para isteyen dilenciler değildir
Ya da trilyonları olan herkes trafikte dilenmez
Raşitik olan sistemdir
Sadece keyiften okeyde taş çalmaz biri
Ama hile oluyor öyle değil mi
Yok
Anlayamayacaksın

Kitaplar her zaman çok iyi arkadaş değildir
Çok ibne olanlarını da tanıdık içlerinden
İyi arkadaş her zaman kokainman olmayabilir
Herşeye hazırlıklı olarak yaşayan sadece delilerdir
Ama onlara üzülüyoruz değil mi
Anlayamayacaksın

Yani aslında uğruna yaşamaya değecek değerler
Hiçbir zaman bize uğur getirmez
Ölmeyi bu yüzden erdem sayarız uğruna öldüğümüz değerler için
Uykusu gelmeye yakın yatak hazırlayanların hali bu
Ya da adamın biri dünyanın sırlarını verirken boşuna delirmedi
Ki bize hep kardeşlerim diye seslendi o
O geçen kuş mu diye bakmanın sana kattığı öznel bir değer yok
Kimse daha çok parası olsun diye kendini yakmaz
Ya da sadece hayattaki en doğru aktivite olması nedeniyle her gün
Şişelerce rakı tüketildiği görülmemiştir
Ancak sen bunları anlayamayacaksın
Bu duruma sinirlenirsem aldırma

Çünkü ben seni fazla desteklenmeyen bir eylemde
Ses telim yırtılırcasına bağırır gibi sevdim

Çünkü ben eğitimsiz ve zulüm görmüş bir halkı sever gibi
Öylesine içten kabullendim seni
Ve bu nedenle ilk cinayetin ben olayım istedim
Aynı tutanakta isimlerimiz yan yana geçsin diye

Bu krizantem hayatı asilce terkediyorum...

Mart 21, 2010

Evlatlık Kadehler Meyhanesi















Tebdil i kıyafet kavgalara tutuştuk ki
Masamızdaki rakı kadehleri alicenaplığımızdan utanıp yüzünü karartmasın
Dilenciye bozuklarımızı vermedik çünkü
Şarapçı Adem bu gece piizsiz kalmasın
Yavrum uzat şişeyi yarine senin şahsi sakin
Gönlümün muhitindeki müptezel kenar alyuvarlarıdır bugün
Ve birtanem, meleğim humusu ellerinin avuçlarının içinde gezdir ki
Boğazıma hüzünlü mevzuların yumruları ceset gibi takılmasın
Ben her gece senin resminle pazarlığa tutuşuyorum
Mezeleri bugün ben yapayım ellerimle sana diye
Ve her gece denizi gören muhakkak istanbul'a bağlı
Bir sınır semtinde kendimi asıyorum çingenelerin kalbine
Her akşam sana vermediğim çiçekler satıyorlar bana
Sabahları resmine demsiz çay dolduruyorum kendime rakı
İkimizde beyaz peynirin civarında buluşuyoruz sonra
Sonra tüm portakal bahçelerine delikanlı bir bakış atıyorum
Hepsi benden sıkılıp bardağına doluyorlar
Dudaklarını yaradanla münakaşaya tutuşuyorum
Dudakların dudaklarım oluyorlar
Derdime ortak oluyor akabinde olmayan meyhanelerde
Çakı gibi delikanlı dostlar
Rakı gibi serinkanlı kadınlar...

Mart 04, 2010

Kim S


kimse bilerek doğmadı
nesneler
acılar ve anılar da hakeza

(sus anlatma biz biliriz!
anneleri hüzündür onların
ve yine biliriz ki çiçek'ten: "yalnız
hüznü vardır kalbi olanın")

kimse zamansız duası için af dilemez tanrıdan
üç günahın ilişkisiyse hep muallaktır iyilikle
evet mevsim bahar olmasın tüm kuşlar
intihar eder bir balkon gördüğünde
ve bir kez daha düşündüm kiliselerde, kül tablalarının gereksiz
olduğu kanısına vardım; arka sıra müdavimi utangaç peltek ve
hiçine kapanık bütün çocuklar, sussun susmalı bu ders yoksa
bana ellerinin yüzümü derimi
soyup gitmesi olur sorun...

kuş dedik uçar uçarsa sahile kumdan bir gökyüzü daha yapılır sanki
ne olacak; ölüme bile derman bulmuşken lokman
hani vuslatın kestirmesi hani hasretin çaresi ha
söyle nereye sırlandı ilacın..
ve bir özge mısra patlatsam dudağımda
"ayrılık allah'ın emri
ölüm olmasa..."
komik kaçar mı inan, bilmiyorum ama burada
gerçekçi davranmak lazım gelmez mi biraz da
ki "benim için aynı yalvarışlarla" da
uzanamazken sen semaya; şu basit insanların gerçek
dedikleri de ne ola ki?

bir dem daha isyan ve bir yumru daha ret söndürüp alnımda
avucumda avazımda ayazımda ne varsa:
artık şeytanlar ölüdür benim için
yitip gitmiştir dram kor gözlerindedir uçurum
ve gamzelerin ise sevdiğim
emin olasın
vardır hala...