zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 02, 2014

Heceden




kadın
adın ki aklımın içinde
kıvrılıp uyuyor
hecesi iki; bu
masumiyetinden
yahut kirpiklerinin gerçekliğine kıskanç
bir mevsim esrimesinden mi, bilmem

("er geç" mi denirdi "elbet
bir gün" mü yoksa adına?
-kurguya değil vakitlere idi, vurgular oysa
saçma sapan tüfek saçma- hayali yahut gerçeği
farketmezken hasretin vuslata
somut kaftanlar mı biçiliyordu bir anda?
yelkovanın bile titrediği
irkildiği an akrebine sırnaşmaya, yanaşıyordu
süzülüyordu kanatları rüyalarımın narasına
susmalardan örülü bir buket
sunuyordu anlağımın ağına
işte anlak ve sunaklar ne kadar aksa
sadakat
çok mavi sonralar ve deprem
umutsuz demlenmelerine yaşımın
kara tahta tebeşir temaşa!
gün ki aşımın bungun tadına; gün ki sabırdan
sabırsamaktan çatlamış çorak
maskesine mahlasına
başımın... bir yoldu uzanan sevgi nehrinden
demirbaş hislerine yaşamımın
histen gönle buharlaşan iz
deprem: artçıları aşk ve dua
rüyadan kovulmuş riya...)

perde perde perde!

***

umudum haline bürünüyor bağlanmalar
çoğalıyor çağlıyor çarpıyor bir bir haneme
"o" ne değildir öğretiyor tinde
en nihayetinde tende: ne? lav kor kıvrılmalarından
sızıveren kalbime; tarifi tasviri imkansız
parmakları ile bir peri
çığlık oluyor nabzıma günden güne...

Mart 16, 2014

Ustura Kaplı Kentlerin Aşık Çocukları Hakkında







İyi bir şiir arıyordum saat 03:40'tı.

Senden bahseden esaslı bir şiir arıyordum


Caddeler, kentler, ülkeler arasında mekik dokuyordum


Rabbim beni ayakta tutuyordu


Oysa bitkindim çok, umarsızdım bir yerlerim kanıyordu


Kan ellerimdeydi kanın aktığı yerleri göremiyordum


Bir Mart gecesiydi, yalnızdım, açık seçik ve dosdoğru kızgındım sana


Pardesümün sol cebinde el yapımı bir silah namlusunu beynime doğru çeviriyordu


Sen durulacaksın ya da gece şakıyacak 


Bir çocuk camları pırıl pırıl bir fırından ekmek alıyordu 


Ben arkadaşlarından senin eski fotoğraflarını çalıyordum


Beni bir gasilhanenin kuytusunda unutsalar


Nasıl olsa her bulduğum yerde ölüyordum


Bizim çocukların ellerinde rakılar, istisnasız her biri seni soruyordu


Dilim suskun ismin dilimi kemiriyordu


Oynamaktan nefret edilen bir tiyatroyduk


Prömiyerine sevilmeyen tüm mahlukat katıldı


Oysa her daim inadına maviydin,


Ah! Seni nasıl farklı görmüştüm bir Şubat akşamı 


Bedenini bana sunmak ister gibiydin


Sedef kakmalı bir hediye kutusu ile


Esasında buna vaktimiz yoktu


Üstelik bütün kadın şairlerin erken öldüğü bir coğrafyanın çocuklarıydık


Ve ısrarla çocuklar ölmeye devam ediyordu


Herşey birbirine karışmıştı, seni özlemeye hakkım yoktu biliyordum


Aklım ülkemin sokaklarında kalıyordu, her caddede adını hatırlıyordum


Kırçıllı ve kimsesiz kedilerin bile parçalandığı bir dönemin çocuklarıydık sevgilim


Hepimizin rengi belirsiz!


Senin hikayen yaşından büyük, gözlerin gülerken maziye sabitlenmiş ateş böcekleri


Ve evren bu haldeyken sen hakikaten beni sevebiliyor musun sevgilim?


Kapılarını kilitledin mi unutulmuş zamanların


Belki de sanrısı içindesindir bu puşt hayatın


Kahpe vakitlerin dürüst aptalları olalım çocuk


Acıların ellerimi kırsın, kemiklerim parçalansın 


Birbirimizin en dürüst yerlerine sarılalım


Sahiden sevgilim sevebilir miyiz bizi


Bu kadar çok cinayet ve isyanın ardından!


Şubat 12, 2013

Eskimiş Bir Matruşkaydı Ellerin


Ve artık ev nerede ben neredeyim belli değil;
Bir yerlerine bağlıyım sanırım, hiçbir yere gitmiyorsun
Hiçbir yere gidemiyorum,
Kalemlerimden kan araklıyorlar!
Ben sana sağ salim kudururken,
Ritüelimken yani sana kudurmak
Beyazlığını sorgulamak değil haddim
Varlığın gibi bir derdim olsun istiyorum
Hazır uyumamışken bir kaygım olsun sana dair.

Gitmediğim bir yerlerde dinlenmek istiyorum
Saatin kaç olduğunun önemi yok!
Bazı evrelerde mevcut bir saat yoktur,
Elhamdülillah yoktur ve biz ibadet ederiz.
Sen köşede dur
Sen hep köşede dur, ben annemi üzeyim
Bu gerçek bir kriminal reaksiyondur!

Nasıl bir Cumartesisin, hangi lisanda konuşur ellerin
Şimdi şu saatte bu ne manasız bir kıyamet! 
Beni bilmediğim dilde bir mermiyle vursalar
Rabbim ne olur şimdi beni de Batıni sansınlar!
Huzurla her Perşembe susayım.
Yarin kahkülüne ateş-har olanlar
Bir müddet sokaklarda yansınlar, ısınayım.

Liderleri ihtilallerle devrilmiş kentler kadar sakin,
Hırçın, münzeviyim
Sahil kenarı kasabaları kadar küçüksün oysa sen.
Müsaade et hududunda dirileyim, izin ver kıyında yürüyeyim
Yorgunum ve işgal altındayım ya öldür ya da anımsa beni işte.
Pikaba sevmediğim bir plak koy, hazzetmediğim kadınlarla yatmama göz yum!
Zaten şu saatte idrak edebileceğim başka bir dua da kalmadı,
Yahut kavga edeceğim bir sembol
Vakit akşam ve perdelerimden kazınır artık 
Eski sevgililerin parmak izleri...

Ekim 05, 2010

Siyaha Tutkun Sensizlik Masalları
















Normalin dışında bir mevsim duruyordu gözlerinde asılı
En az üç kere rastladım bir düş görmüş olamam
Silüetin eflatun bir tabloysa eğer
İlk fırsatta ölmeliyim sana seyirci kalamam

Her an kapıyı çalacakmış gibi
Ona asırlar gelen süredir beklediği kısmeti
Masa örtüsü oyalayan bir yandan hasta dedesinin kulunçlarını ovalayan
Saçları örgülü
Genç kızlığı devirdi devirecek masumlara anlatıyorum nedense seni
Gelmeyişinin ardındaki umut dolu umutsuzluğu sanırım bir onlar anlar
Bir de Ekim kokan; içkiden ölesiye nefret eden sarhoş adamlar!

Ayakkabısı olmayan tüm evsizlere bahsediyorum senden
Üstüm başım birkaç kış çıplak
Ayaklarını hatırlamaya çalışıyorum, kaba ayaklarımın arasında kaybolan
Bir de her zaman yetim bir anne gibi sokulgan bakışlarını
Bensiz yarınlarını, sensiz zamanlarımı hayal etmeye çalışıyorum

Anlatsam anlamazsın
Hem bu sefer bırakalım da mermi şarjörde kalsın

Elinde filtresiz sigarası çirkin bir adam
Ölmüş kargalar anlattı da bana
İntikamla uyanıverdim uykumdan
Seni tasavvur ettim de o an
Tekrar bir düşle denk oluverdim

Günahlarım olsa dahi O beni kırmaz
Seni en müstesna sevaplarda saklasın
Yaşasaydım gelmezdin bilirim ancak
Mezarımda hür bir sancak gibi ayaktasın!

Eylül 26, 2010

Gırnatanın Ölüm Peşrevi













Korkma, üzerine hançer ile eğilmemden
Elimdeki izler, cesedimin kanıtıdır
Ne olursun gözyaşı hüzün bekleme benden
Boynumdan süzülen kan, ağladığımın hatıratıdır

Mümkün olduğunca solgun, bir kır çiçeği gibi gülümserdin
Gitmeden önce
Vazolar renk değiştiriyor şimdi
Terkedişini kabullendikçe

Göz ucuyla vitrinlerden baktığın perdeler
Sergilenmeye hazır şimdi penceremde
İnat eder gibi renk renk
Boyun eğer gibi sade
Ve hatta; ölmeme müsaade eder gibi sakinler

Madam seni sordu geçen uğradığımda
En sevdiğin mezelerden yapmış
Gözümün seğirmesinden idrak etti mevzuyu
Kızamadı sana hatırşinastır bilirsin huyu
En istikrarlısından tabip oldu haliyle
Azalttı sesini boca etti ouzoyu

Şimdi ben olabildiğince sarhoşum
Ve kadeh alabildiğince sen dolu
Ouzo sonlandı merak etme teşbihim tamamen rakı dokulu
Kürdili hicazkar suretli isyanım
Bu lilyumların mevsimi, yokluğun değilmiş
Sahiden anladım

Merhaba sokakların loşluğuna koştuğumuz kadın
Mahallenin en güzel kızı
Saçları birkaç fersah sarı
Gayrımeşru maceralarımda sükut yetiştiren umudum
İlk sevişmelerimiz gibi baharlarda tanışmak seninle
Ve şarap içmek çok güzeldi!

Tenime evrenlerce dokunduğun için
Israrla ve kaybolurcasına benim olduğun akşamlar misali
Teşekkür ediyorum gidişine de
Yine yağmurları ve kahredici mevsimleri bekler gibi
Bekleyeceğim elbette,
Tesadüfen açılmış tüm kapı aralıklarında seni...

Eylül 01, 2010

Nazan Şarap Sevmez

















Nazan şarap sevmez
Ege rüzgarları gibi saçları vardır onun
Tokasını; sol eliyle takar
Gözleri kardeşleridir umudun

Dekoltesi korkaktır, gizli cüretkar
Su damlası gibi bakar gözleri
Elleri, bukalemun derisi kaplıdır
Tuttuğum elime göre değişir rengi

Allah’tan korkar en çok
En çok benim için, dua eder
Bir de babasından ayrı annesi için
Babası; tekrar evlendiği için midir bilmem
Hep tek taraflı mizansenler yaşatır bu ayrılık

İlk kez adet gördüğü gün değil;
Adetlerinin değiştiğini görmeye başladığı gün
Genç kız olmuştur Nazan
Usulca ellerimden tutmuştur
Ne derler kaygısına aldırmadan
Sakinlikle yanıma sokulmuştur

Nazan,
Nazan şarap sevmez; cigaralığın kokusundan nefret eder
Bende kalınca yemek yapar bana
Dağınıklığıma dayanamaz, ortalığı tertipler

Aldığım udu öğrenmeye hayli gayret etti
Nereden sevdim o zalim kadını da çaldı bana
O ud çaldı gönlüm hep onun tenine meyletti
Bırakamadım bir rahat ud çaldırmadım ona

Başka bir kadındır, mücevher soluklu
Ağlarsa kaybolur elmasın rengi
Bir gözleri vardır, efkar boğumlu
Dökülür saçları, gurbet sevinci

Nazan;
Nazan şarap sevmez
Yalnızca beni sever
Hayallerimin civarında bir semtte oturur
Ne zaman elime bir kadeh alsam
Onun dudaklarından güller dökülür...

Ağustos 16, 2009

Saat de Geç Olmuş



















şovalyelerin zırhları aslında koka yapraklarından ibarettir güzelim
söz ruletse sükut barbuttur
ve benim bağlama çalmadığımı düşünmek sadece zihinsel bir yanılgıdan ibarettir
kaliteli sperm dedikleri sadece tıp camiasının inandığı bir kavramdır
hiçbir baba evlat ayırmaz..

bana bir iyilik yapmak istersen balık verme
kum saatini kokainle doldurmayı öğret
ya da sokak olmadan da mızıka çalmayı
ateşlenirsem kulağıma civa damlat, mermi yak
biraz bekle ardından iğnemi yap
sonra yanıma otur
ara sıra konuştuğumuz tek mevsimlik hayali kasabayı anlat..

Delikanlı



***

"gün geçer, dünden beter
elimi tut
elimi tut, yeter"

***


yırtık bir akrep
ve yel kovanından ibaret
benim
delik anlı saniyelerim

-dağlanıyor göz bebeklerim

şems
iyelerim tutuluyor deliksiz
uykularımın
dağmurunda!

Ağustos 15, 2009

Zaman Hüzünlü Hissiyatların Pezevengidir




















doğaçlama ağıtlar
ve günahlarımızın üstüne örtülürken tılsımlı sonbahar
sen olanca masumiyetinle kanser bir çocuğun betimlemelerini anlatıyorsun
aklımda yol zihnimde düşüşlerim var

toz karıştırılmış papik hissiyatı kıvamında
yarı titrek görüyor gözlerini gözlerim
sen bir çocuk doğurursun
ben sokakta torbacı yollarını gözlerim

aslında seninle ölmek isteyecek kadar umut bakiydi ruhumda

senin ellerinde oje olmayışı belki üzerken seni
ben on iki buçuğu ucuza getirmeye çalışıyorum
ellerini açmış tanrı'dan yardım isterken bir deli
sirozdan ölmeyeceğimizi kim garanti edebilir ki...

gözlerin resimlerdekinden daha canlı olsa da hiç bir zaman onları tutamıyacağım...

sana bir ölü adayının kefen parasıyla şarap ısmarlasam eminim reddedersin
elimdeki sigaranın içindeki en kötü maddeyi katran bilirsin
kolonyayı sadece bayramlarda ellerine dökersin sen meleğim...
edebiyatı fazla abarttık
müsade et, klişe bir şekilde öleyim...

Tam Hatırlamıyorum Aslına Bakarsan




















an
zAn altında bir yavru aslan
çalıntı adem elmaları var gözlerinde
ellerinde bir tarantula siniri
sinire kesmiş kaybolan adam
tecavüzü kabullenmiş mağrur bir yavru aslan
kulak katili bir sahte çingene duruşu
hiç aşık olmadım diyen bir adam kadar aciz bakıyor bana
çek git şimdi mağdur aslan
gözlerinde en az yirmi hafta esrar içmemiş bir adamın kayıplığı
uykusuz bir baz morfin öpücüsü
öptüğü yerler a kalite eroin
ve sen sevgilim
öl be artık
öl de geleyim...