Eylül 26, 2010

Gırnatanın Ölüm Peşrevi













Korkma, üzerine hançer ile eğilmemden
Elimdeki izler, cesedimin kanıtıdır
Ne olursun gözyaşı hüzün bekleme benden
Boynumdan süzülen kan, ağladığımın hatıratıdır

Mümkün olduğunca solgun, bir kır çiçeği gibi gülümserdin
Gitmeden önce
Vazolar renk değiştiriyor şimdi
Terkedişini kabullendikçe

Göz ucuyla vitrinlerden baktığın perdeler
Sergilenmeye hazır şimdi penceremde
İnat eder gibi renk renk
Boyun eğer gibi sade
Ve hatta; ölmeme müsaade eder gibi sakinler

Madam seni sordu geçen uğradığımda
En sevdiğin mezelerden yapmış
Gözümün seğirmesinden idrak etti mevzuyu
Kızamadı sana hatırşinastır bilirsin huyu
En istikrarlısından tabip oldu haliyle
Azalttı sesini boca etti ouzoyu

Şimdi ben olabildiğince sarhoşum
Ve kadeh alabildiğince sen dolu
Ouzo sonlandı merak etme teşbihim tamamen rakı dokulu
Kürdili hicazkar suretli isyanım
Bu lilyumların mevsimi, yokluğun değilmiş
Sahiden anladım

Merhaba sokakların loşluğuna koştuğumuz kadın
Mahallenin en güzel kızı
Saçları birkaç fersah sarı
Gayrımeşru maceralarımda sükut yetiştiren umudum
İlk sevişmelerimiz gibi baharlarda tanışmak seninle
Ve şarap içmek çok güzeldi!

Tenime evrenlerce dokunduğun için
Israrla ve kaybolurcasına benim olduğun akşamlar misali
Teşekkür ediyorum gidişine de
Yine yağmurları ve kahredici mevsimleri bekler gibi
Bekleyeceğim elbette,
Tesadüfen açılmış tüm kapı aralıklarında seni...

Eylül 24, 2010

Matem Tutan Matmazel Silvia




Dalga geçer gibi, aşk
Delili sen olmalısın Silvia!
Boğuk sigaralı sesinle, göğsümde doğrulmalısın
Her yer fazla bekletilmiş koruk

Tükürmeliyiz sevgilim, kısır yarınlara
Aşkla sokulmalıyız içinde, bulutlar idam edilmiş gökyüzüne
İçimde filizler ölmüş sömürülmüş
Azarla kuraklığınla isyana meyil fikrimi
Adın; uyuşturur tüm benliğimi
Ruhsuz bir dilenci gibi dolaşırsın sanrılarımda
O kadar kararlı
O kadar aymaz

Silvia, kadınım!
Sana da günaydın, hayatım
Sokrates'in cebinden biraz ulak çıkarttım
Biraz daha uyursan inan en yakın arkadaşınla yatacağım

Yazılmış tek neşeli ağıt!

Rüya hırsızı çocuklar gibisin
Her yer şimdi lunaparktır işte
Temiz bir kahkul boğumu alnından kasıklarıma inen
Kusursuzca öl Silvia!
Başka bir Tanrı'dan dirilelim
Mümkün olduğu kadar sevapsız

Sade bana serbest, yasak yeşilsin Silvia
Gözlerin var sahiden
Kemiklerin kir kemiklerin duman
Kahkahamsın kalpazan duam
Yer gök şişirilmiş ihtişam

Bireysel cümleler kurmayalım Silvia
Ellerin kezzap küt saçların cüzzam
Baaslaşayım izin ver saçlarında
Yezidleşeyim tüm organlarında
Sıkışmış bir haykırışla!

Bu işin şakası yok Silvia
Giyotin şimdi tam şah damarımda
Kısrak kokulu rimeller sür gözlerine
Bilirsin severim
Bana kalırsa tüm günahlarını affederim

Sessiz bir odada, şiir yazmak kadar
Sahiden ve zehirli seviyorum seni
Bunu en iyi sen bilirsin;
Ben kimseden af dileyemem Silvia
Ama beni affet ve gir son kez koynuma!

Eylül 23, 2010

Huzursuz Gidişat Semptomları
















Dolu, yağıyor gözlerine
Gönlüm evine elleri boş gelen
Bir baba kadar doru
Siyahlıklar kazıyorum, isli dudaklarından
Ruhundaki kararmalar,tamamen benim suçum

Tecavüz ritüelidir defolu yarınların
Kuytular da buluşur bu şerefsiz paydada
O hususlar kapandı,gezemezsin hep yalın
Cİğerinden emaneti, saplarlar ayazda da

Köşedeki kör bakkal beyaz kadın satıyor
Yanında çolak manav elde beyaz tartıyor
Teklik sıkıştırıyorlar, Bekçi Recep’in eline
Onla çorba içiyor karısı Paytak Emine

İşte buralar eskiden hep onurluktu bebeğim

Velev ki onaylanmamış dualar henüz vardı
Tanrı, bize çocuktan tövbeler yaratmıştı
Şeytan üzülür diye, günaha girdik yine biz
Kerhaneye düşünce, kalamaz kimse temiz

Dürüyorlar defterleri, kuytu mahkemelerde
Kimse dem vuramaz ki haysiyet ve şan nerede
Gettolardan toplarız, çiçekleri yine biz
Sokulgan sevişirsek, güzel kalırız bariz

Muhakkak ki;
Karşında gördüğün jakoben kıvamlı meczup
Bu gözlerinde ölü babanı gömdüğün adam
Kıvamlı ve sağlam
Bir ustura artığıdır meleğim
Altında usülünce kanayabilirsin...

Eylül 22, 2010

İnatkar İntihar İtirazları
















Bu şehirde her pusu çıkar, yaralı bir rahme
Müsait bir zamanında
Ayrılmalıyız Güzide

İlk buluşmamızda söylemiştim
Ben, soluksuz demlenirim
Hatta boynunuzu uzatırsanız bir kadeh de oradan içerim
Ağzım bozuktur biraz, istikrarlı küfrederim
Çakı taşırım cebinde giydiğim pardösünün
Vakit bulursam haftada bir de üç sarımlık esrar içerim

İlk buluşmamızda söylemiştim
Gözleriniz, evcilleşmesi hayal kuzgunlar gibi
Dağlıyor, parçalıyor avuç içlerimi
Ellerinize dokunursam, dönüşsüz günahkar olurum
Cennete ardımı dönüp avucunuzda kahrolurum
...

İlk buluşmamızda söylemiştim
Beyoğlu'nun arkadaşı Tarlabaşı'dır yavrum
Hap satarlar kuytuda,
İtibar görür zakkum
Beni emniyetin köşesinde beklersin
Ne sivil takılır peşine ne çingeneler ketum
...

İlk buluşmamızda söylemiştim
Hayal ettiğiniz kadar dünyalı değilim
Kirletmedim o yüzden
Kendimi onlar kadar
Anlayışsız her cümlenizde bir kez daha delirdim
Ayrılalım Güzide bu mevzular çok kanar...

Eylül 01, 2010

Nazan Şarap Sevmez

















Nazan şarap sevmez
Ege rüzgarları gibi saçları vardır onun
Tokasını; sol eliyle takar
Gözleri kardeşleridir umudun

Dekoltesi korkaktır, gizli cüretkar
Su damlası gibi bakar gözleri
Elleri, bukalemun derisi kaplıdır
Tuttuğum elime göre değişir rengi

Allah’tan korkar en çok
En çok benim için, dua eder
Bir de babasından ayrı annesi için
Babası; tekrar evlendiği için midir bilmem
Hep tek taraflı mizansenler yaşatır bu ayrılık

İlk kez adet gördüğü gün değil;
Adetlerinin değiştiğini görmeye başladığı gün
Genç kız olmuştur Nazan
Usulca ellerimden tutmuştur
Ne derler kaygısına aldırmadan
Sakinlikle yanıma sokulmuştur

Nazan,
Nazan şarap sevmez; cigaralığın kokusundan nefret eder
Bende kalınca yemek yapar bana
Dağınıklığıma dayanamaz, ortalığı tertipler

Aldığım udu öğrenmeye hayli gayret etti
Nereden sevdim o zalim kadını da çaldı bana
O ud çaldı gönlüm hep onun tenine meyletti
Bırakamadım bir rahat ud çaldırmadım ona

Başka bir kadındır, mücevher soluklu
Ağlarsa kaybolur elmasın rengi
Bir gözleri vardır, efkar boğumlu
Dökülür saçları, gurbet sevinci

Nazan;
Nazan şarap sevmez
Yalnızca beni sever
Hayallerimin civarında bir semtte oturur
Ne zaman elime bir kadeh alsam
Onun dudaklarından güller dökülür...

Temmuz 03, 2010

Kurak Dudaklı Kadına Sitem



















Güzelim merhaba
Gözlerimi kısıp dudaklarına bakmama aldırma
Elbette biraz yaşadık ve bizatihi yaşlandık görüşmeyeli
Ancak hasretim bulur gitmesi gereken yolu,
Âmâların yanındaki sadık köpekler gibi

Dudağının kenarındaki beni aldırmışsın
Nazar boncuğu derdim, o kusra inceden
Sonra; beni aldırmışsın kalbinin bir yerlerinden
Tayinim, başka leblere çıkmış
Küskün zevklere isyanlar hazırlanmış
Umursamamışsın..

Biraz, hüzünbaz gördüm sanki seni
Saçlarını üç zamandır boyatmamışsın
Ojelerin dünden kalma
Uzun zamandır nefes almakla da, münasebetin yok gibi
Yavrum üzmüşler,
Biraz da ağlatmışlar sanki avuç içlerini

Gözlerin bir garip gökkuşağı bakardı
Sesin yarı mahzun amentü
İnfazı gerçekleşti mi dudaklarının,
Gülünce Sırat köprüsü misali olurlardı
Şimdi çok belirginler anımsayamadım

Hatırladığım son karede;
Sonbahar esanslı bir yaz akşamı
Buğu kokan bir gölün yanındaydın,
Puhu kuşları konvoyunda ilk sıradaydın
Ben bir yerlerde kanun taksimleri dinliyordum o sıra
Abartmak yok yalnızdım ve seni özlüyordum
Aramızda birkaç gönül yılı mesafe
Ekmek atamıyordum kuşlara doyarlarsa bizi unuturlar
Kimseye anlatmazlar diye
Yaban çalılarıyla aramızda küçük bir sırdın o sıralar
Kimseye söylemediğim

Elbette masum değildi o zamanda balo sokakları
Ben sigara içerdim sen yalandan bir taksim geçerdin
Gözlerin katiyyen yalansız
O zamanlarda, esasen kızardım ben sana
Gözlerim sensiz manzaralara dayanamazdı,
Gözlerin natürmort olur ağlardı

Geçmiş zamanda da olsa senin için içilen meyler
Hala penceremin en güzel çakırkeyfliğinde durur
Masada oturur genç adam
Gerçeği bekler; sofranın yalnız likit kısmında doğrulur
Genç kadın her zaman siyahi bir inkar halinde
Anlayamaz onu, başka balkonlarda oturur

Elbette bu şiir de bir gün bitecek

Bugün,
Ellerine kenetlemiş kelepçeler de göremedim
Yakınlarda bir bebek ağlaması da yok
Sahte dualar da inmemiş anlaşılan
Gökten ayak uçlarına
Parmakların kimseye bir sır vermemişler hala
Ancak bu durumdan bir umut çıkarmak
Rakıya buz atmaya benzer güzelim
Senkronu kaydırır, ağzımızın tadını bozar
Bilirim; bendeki hicaz usüle alışamazsın

Sofralar kurulmuyor
Göğün en külhanbeyi yerlerinde uzun zamandır
Yalan dolu beyitlerin
Ve başka, koftizan limanlara kırmayı düşlediğin dümenlerin
Hiçbir jiletin bıraktığı oluklardan akıp gitmiyor

Zoraki mor bir çiçek tacı taciridir
Ahir zaman
Ve zamanlar boyu senin beni hazımsayamaman;
Meselenin keman kokan kısmı..

Artık;
Sen bir yerlerde gülümsersin
Ben bunun kokusunu her daim görürüm
Şahsi cuntama yenilirim affedemem
Anlayabilirsen beni
Dizlerinde çözülürüm
Sonrası kuşkusuz enkaz
Sonrası ziyankar bir ölüm...

Haziran 26, 2010

Biz ve Reddedilmiş Rüyalar




















Şu umutsuz gökkuşağı Tanrı’dan sana ricam
Gökkuşağı gözlerin yağmur ve intikam
Kabul edilmesi zor yalanlar düşesisin
Hayatsa mutlak bir bekaret beklentisi
Taammüden aşık soldurmak
Hangi dinde mübah sayılır
Kokun, tokan, saçların ve acın
Hala gözlerimden bir yerden sağılır
Saçlarının gönlümün kenarında hükümdarlık kurması
Küçük bir kız çocuğu gibi
Yalanların peşinden gitmeni engellemez
Sakat bir kırlangıç gibi mahzunsun
Seni benden başkası kendine hastalık etmez
Eğreti durursun...
Sen bakımsız bağlardan yapılabilecek en güzel şarapsın kadın
Yüksek sesli saygısız bir kahkaha gibi ilerlemekte zaman
Ve ben peşinde hırslarını başka kadınların çantasında unutmuş bir zorba
Tedirginim, usanmışım
Beni böyle kimsesiz ve derdest koyma
Her gün başkalarına söylediğin manasız selamlaşmaların bile
Benim için bir kutsal kitap parafı niteliği taşıdığını unutma
Gelmemenin ardından bu kadar şiir yazmamın bir sebebi olmalı
Ruhsatsız civar akşamlarında doğmuyor ise ay
Muhakkak ki sana paralel bir mazereti olmalı
Bununla beraber kaçak çay kaçak tütün kaçak sigara
Ruhumun en huzursuz mabedisin
Nerede olduğumu hiç bir zaman bilemeyeceğim...
Beni bulamadığın yerlerde iznim olmadan beklemelisin...

Haziran 24, 2010

Yalanlar, Usanmak ve Kayısı Reçeli












Elinde yediği tatlının kaşığı yarım yamalak kaldı adam
Kadının sürmeyi alelacele bitirdiği ojeli bir tırnak gibi,
Özürsüz bir buket gül bile kalmadı bahçelerde
Tüm vazolar edepli senaryolar yazmaya başladılar içleri boş içleri huzursuz
Yakmayı unuttuğu sigaralar gibi bakıyordu kadına adam
Ağzından istemsiz çıkan bir musiki gibi
Hayatında ilk defa iyiyi oynayan kötü rollerin karakter oyuncusu hali vardı ellerinin kontrolsüzlüğünde
Kadeh yoksunluğu
Kadının gelmeyecek sonsuzluğu
Bazı sigaralar yanar
Gereksiz spotlar kapanır
Tüm şaraplar hayır kurumlarına bağışlanır
Tüm filmler yönetmen yardımcılarına emanet edilir
Mermisiz silahlar gömülür
Matmazelin yüreğinde bilmediği kokuların yoksunluğu
Ruhların uzaklardan gönderdikleri şahane selamlar alınmadan
Yavaşça ama haklı temiz bir veda emanete alınır
Başka bir ritüelde görüşmek üzere
Adam kadının güzel belinden gökyüzüne sarılır...

Nisan 14, 2010

Hüviyetsiz Parmakların İdamı














Anlayamayacaksın yavrucuğum
Masalar durur biz üstüne kadehlerimizi koyarız
Kadehler gider masalar durur
Öyle bakıyorsun gözlerime
Anlayamayacaksın

Devam eden bir hayat her zaman vardır zaten bir yerlerde
Birileri bardağına su doldurur yemek yersiniz
Kimse tırnaklarını batırmaz eline
Ama böyle olursa canın yanar değil mi
Anlayamayacaksın

Pastaneleri kurtaran sabah bozuk para isteyen dilenciler değildir
Ya da trilyonları olan herkes trafikte dilenmez
Raşitik olan sistemdir
Sadece keyiften okeyde taş çalmaz biri
Ama hile oluyor öyle değil mi
Yok
Anlayamayacaksın

Kitaplar her zaman çok iyi arkadaş değildir
Çok ibne olanlarını da tanıdık içlerinden
İyi arkadaş her zaman kokainman olmayabilir
Herşeye hazırlıklı olarak yaşayan sadece delilerdir
Ama onlara üzülüyoruz değil mi
Anlayamayacaksın

Yani aslında uğruna yaşamaya değecek değerler
Hiçbir zaman bize uğur getirmez
Ölmeyi bu yüzden erdem sayarız uğruna öldüğümüz değerler için
Uykusu gelmeye yakın yatak hazırlayanların hali bu
Ya da adamın biri dünyanın sırlarını verirken boşuna delirmedi
Ki bize hep kardeşlerim diye seslendi o
O geçen kuş mu diye bakmanın sana kattığı öznel bir değer yok
Kimse daha çok parası olsun diye kendini yakmaz
Ya da sadece hayattaki en doğru aktivite olması nedeniyle her gün
Şişelerce rakı tüketildiği görülmemiştir
Ancak sen bunları anlayamayacaksın
Bu duruma sinirlenirsem aldırma

Çünkü ben seni fazla desteklenmeyen bir eylemde
Ses telim yırtılırcasına bağırır gibi sevdim

Çünkü ben eğitimsiz ve zulüm görmüş bir halkı sever gibi
Öylesine içten kabullendim seni
Ve bu nedenle ilk cinayetin ben olayım istedim
Aynı tutanakta isimlerimiz yan yana geçsin diye

Bu krizantem hayatı asilce terkediyorum...

Mart 21, 2010

Evlatlık Kadehler Meyhanesi















Tebdil i kıyafet kavgalara tutuştuk ki
Masamızdaki rakı kadehleri alicenaplığımızdan utanıp yüzünü karartmasın
Dilenciye bozuklarımızı vermedik çünkü
Şarapçı Adem bu gece piizsiz kalmasın
Yavrum uzat şişeyi yarine senin şahsi sakin
Gönlümün muhitindeki müptezel kenar alyuvarlarıdır bugün
Ve birtanem, meleğim humusu ellerinin avuçlarının içinde gezdir ki
Boğazıma hüzünlü mevzuların yumruları ceset gibi takılmasın
Ben her gece senin resminle pazarlığa tutuşuyorum
Mezeleri bugün ben yapayım ellerimle sana diye
Ve her gece denizi gören muhakkak istanbul'a bağlı
Bir sınır semtinde kendimi asıyorum çingenelerin kalbine
Her akşam sana vermediğim çiçekler satıyorlar bana
Sabahları resmine demsiz çay dolduruyorum kendime rakı
İkimizde beyaz peynirin civarında buluşuyoruz sonra
Sonra tüm portakal bahçelerine delikanlı bir bakış atıyorum
Hepsi benden sıkılıp bardağına doluyorlar
Dudaklarını yaradanla münakaşaya tutuşuyorum
Dudakların dudaklarım oluyorlar
Derdime ortak oluyor akabinde olmayan meyhanelerde
Çakı gibi delikanlı dostlar
Rakı gibi serinkanlı kadınlar...

Mart 04, 2010

Kim S

kimse bilerek doğmadı
nesneler
acılar ve anılar da hakeza

(sus anlatma biz biliriz
anneleri hüzündür onların
ve yine biliriz ki çiçek'ten: "yalnız
hüznü vardır kalbi olanın")

kimse zamansız duası için af dilemez dilinden
üç günahın ilişkisiyse hep muallaktır iyilikle
evet mevsim bahar olmasın kuşlar
intihar eder bir balkon gördüğünde
ve bir kez daha düşündüm kiliselerde, kül tablalarının gereksiz
olduğu kanısına vardım; arka sıra müdavimi utangaç peltek ve
hiçine kapanık bütün çocuklar sussun susmalı bu ders yoksa
bana ellerinin yüzümü derimi
soyup gitmesi olur sorun

kuş dedik uçar uçarsa sahile kumdan bir gökyüzü
daha yapılır sanki
ne olacak; ölüme bile derman bulmuşken lokman
hani vuslatın kestirmesi
hani hasretin çaresi ha
söyle nereye sırlandı ilacın
bir özge mısra patlatsam dudağımda
"ayrılık allah'ın emri
ölüm olmasa"
komik kaçar mı inan, bilmiyorum ama burada
gerçekçi davranmak lazım gelmez mi biraz da

bir dem daha isyan ve bir yumru daha ret söndürüp alnımda
avucumda avazımda ayazımda ne varsa:
artık şeytanlar ölüdür benim için
yitip gitmiştir dram kor gözlerindedir uçurum
ve gamzelerin ise sevdiğim
emin olasın
vardır hala

Ruhsuz Vesileler Tamlaması














Senin kalbimin bir yerlerinden düşüşünle başladı kaos
Ellerimi tutmamaya karar verince ayete dönüştü
Aklımda kalan tek güzel an gözlerinden çıktıktan sonra sağdaki yarı çıplak refüjdü
Oralara bir yerlere çocuk düşürmüştük ya beraber
Sonra polis çağırmıştı birileri
Üzerinden bana ait bir tapu çıkmadığı için
başka kadınlar alıp götürdüler modern köle pazarlarına beni
İnanır mısın hiçbiriyle hiç
bir göl başında sevişmedik
Boynumun altındaki izlerinden tanımadı hiçbiri
Sonra kaçıp izleri takip ettim bir miyop gözlük gözlerimde
Gözlerimde ruj izleri uzaklaşıyor
Uzaklardan bir yerleri çal bana yakın et
Ailene yalan söyle yanlış ilaçlar kullan
Birkaç hastayı öldür
Birkaç yangın çıkar
O zaman seni affedebilirim
Zaten bir komiser yardımcısı bile
Yanlışlıkla birkaç çocuk öldürmüş olabilir
Şeytanın gözlerinin yeşilliğine kapılıp...

Şubat 01, 2010

Kahr-İspat
















Yol kenarına devrildik birer birer
İntihara meyilli leylekler gibi
Köpeklerin boyunlarından kanyak ikram ettiklerinden midir
Hiçbirimiz o mutlulukla uyumaya kıyamadık

Biri yangın söndürücü tüp çıkardı bir yerlerinden
Peksimet yedik bir jv kitabında dünya gezmesine çıkmışçasına
Birbirimizi yedik saat onbir buçuğu bile vurmaya kıyamadı
Fareler olduk balkabakları dişledik

Vazgeçmeye kalktı birileri yol kenarındaki sahte mezarlıklarından
Hepsini berdele kurban ettik
Süt ısıtmaya kalkınca peri
Kafasından bitkisel hayatta aşıklar boca ettik

Şimdi bu yere yıkılmış birkaç adam ve kadının oynadığı
Meydan tiyatrosu oratorya kıvamlı haykırış
İnada binmiş kimse kıpırdamıyor bir yere
Ayağa kalkan bir zenciden gelecek alkış
Ölüler serilecek ulu orta her yerde...

Aralık 08, 2009

Mezarlıkta Poker Masası














Ölüler kağıt çalmaz
Raconuna göre kaybetmişlerdir oyunu
Silüet yapmaz haybeye hiçbiri
Masaya otururken çağırmışlardır karunu

Hiçbir tabut eller üzerinde taşınmadı

El ele tutuşmadı hiçbir ölüyle bir sevgili
Tüfek askısı yerine asıldı tüm tabutlar
Hiçbirimiz mermilerle bu kadar uzun konuşmadı

Yaman bir mezar kazıcı gibiydik hepimiz
Bu anı beklermiş gibi bazı kozmik dalgalar
Naif heveslerle toprak atma yarışındaydı
Tohum olarak çıktığın baban bir tek
Dişleriyle yerdeki tohumları parçalamaktaydı

O kadar düşledik ki öldürmeyi hepimiz
Hiçbirimiz rüyalarında çiçekler yaşatmadı
Sonra bileti kendi elleriyle kesti birimiz
Gidişinin ardından hiçbir kahkaha şaşırmadı..

Yine her zamanki gibi kadehlere doğruldu tüm mermiler
Kendilerini ateşleyecek bir tabanca ararcasına
Haybeye geberip gitmiş
Hüzünbaz bir leopar gibi..

Kasım 12, 2009

Kalmaya İmkan Kalmadığında




















Bu sefer anksiyete olmayacak
Bir kaç cüz ve beste kaydedip gideceğim
İthaf da olmayacak suz-i dilara gibi
Bugün tüm Casino'ların ruletlerini kapattım
Sözleriniz 35 kat kıymetlidir benim için
Bir elden düşme soyluya temiz bir frak sattım
Bin frank
Oysa o sadece kendi dilinde bir merhaba armağan edebildi bana
Elimdeki şaraba aldanmayın lütfen
o sahte bir vermut kalıntısıdır
Zoraki kahkahalarla porselenlerimi çizmeseniz bile
Lekeler her cinsel uzvun bir dönem döktüğü kan damlalarıdır
Kulağına civa damlatarak intihar etmiş madam
Dudaklarınızı bir daha kırmızıya boyamayın lütfen
Sonrasında leş gibi benzin kokuyorum
Kendi sigaramla kendimi yakıyorum
Matmazel..

Ekim 29, 2009

İç


benim içimden
geçenleri isteyemezsin sen
yazmamı

benim içimden büyük muskalar
geçer sevgilim, yüzümden
dert damlar her dediğimi okursan
yazamam mimiğimin
ezgisine dokunursan, ikideniz
arasına serpilmiş,
boğazlar -ki beklerim
beklerim de oturup üzerine bir kez olsun can gelmez-
bile susar, küser
kapanır aniden
tin sıkışır en ıssız kelimenin
soluk arasına derbeder. yanar, cesur
ve açık sözlü sözcükler
veremem sana sen görürsün yoksa
gözlerini
dağ sandığın o adamın dahi
dağlanabileceğini gözlerinin aşkla

içimden geçenleri ne olur
görme görme görme
istemek isteme istem
dir dediğim şimdi;
çünkü onlar ödlektir
nankördür
keçiye bile köprü satarlar ağabey al
al sana viyadük diye
yalana fitne kusarlar tuzu kuru
olmuş da beğenmedim diye
ve hatta susarlar dikine dikine üç gece
üst üste fırına pide almaya
gidemeyen bir erk çocuk bile
taşırlar içinde onlar

ve işte bir şeyleri
taşırlar kendilerini kilitlenmeye

(ki onlar hep sessiz
ki hep onlar sessiz
hep ki ben sensiz)

aslında kaç
on'ları taşırlar da iradesiyle
götürürler benden delirmeklere

yaş on sekizinde şiire
çekinmeyen bulaşanından şöyle

bilmem.

Ekim 20, 2009

Dilde Azap Zamanları














Açıkçası gözlerime gülümsemeni istemem
o sıralarda beni bir narenciye dükkanına bağlıyorlar
Kuşdan çıkabilecek kan biraz roka kokar
Dokunduğun tüm duvarlar cinselliği öğretir sana
Kul olur güzleşirsin
Biri fonda bir şeyler çalar
Uslanmazsın ki bu gayet olağan
Mum olur güzelleşirsin...

Terliklerini avluya bırakır biri ayakların donar
Ağzımı gezdiririm parmaklarında
Yüzüme intihar eder baban
Paraları sakladığın böbreğini satarsın
Gözyaşları kusursuz bir seyahat olabilir
Oysa hiçbirimiz kimseyi elleriyle öldürmedi
Sen bana bir parmağını verdin onu kendi
gözüme kendi dişlerimle soktum
Kendi cesedimi tatile götürdüm
O sıralar bana karşı hayli soğuktun
Hem zaten hiçbir kadın bale yapmaz
Kocasının öldüğü bir inşaat şantiyesinde
Ve hiçbir ruh suçlayamaz annesini
Babası onu bir rahme emanet etmeden öldü diye...

Ekim 15, 2009

Bazı Renkler Sevap Taşır
















muhtemel bir pazar akşamı
şuh kadınların yanlarında taşıdıkları ar patlamaları gibi
çörekleniyor gülümseyen zihnin ulaklarına
olmadığını farkettiğim her an yeniden şaşırıyorum
senin olmayışının karşısındaki bu sakin halime
halbuki ben ateşler etmeliyim tanımadığım sokaklara
kendimi üç öğün jiletlemeliyim
meyve soymalıyım hiçbir zaman yapmadığım gibi
uğultu ile öfke arası bir rengi sırtıma yorgan yaptığımı farkediyorum
beynimin uykusuzluğuna ussuzluğuna son çarem
yürümediğimiz sokakları cebime
doldurdum geldiğinde dudaklarına okuyacağım
tenini okuyacağım sonunda kadar
kısmi bir ben olayım yüzünde hiç ayrılmadan yok olayım
gözlerinin ışığı gibi yüreğimin kanserindesin
öleyim de sen olayım...
sıradaki tabut ikimize gelsin
localar uğultulu
ölü aşıklar gözlerimizde pineklesin

Ekim 08, 2009

Konçerto No 1

















Unuttun mu beni zangoç
Geçen kış seninle surlarda şarap içmiştik
Karın adet görmemişti hani bir süredir
Doğacak yavrunun şerefine ağaçlara işemiştik

Hatırlamıyorsun...

Fal bakmıştın ya üzümden hani
Üç vakte kadar asacaklardı bir de beni
Hiç bir nefse yüz vermediğimden dem vurup kusmuştun paçalarıma
Hastalıklı meyveler yemiştik

Ne çabuk unuttun

Çocuklara yasak etmiştik tüm kaydırakları
Salıncaklarda kubar basarken oyuncak olmuştuk
Unuttun mu pokerde pasladığım eli
Adeta muhitimizde helvalardan bir puttuk

Senin aklın karışmış

Madem öyle çekil git karşımdan bozuk şiveli ayyaş
Papazla da konuştum işinden attıracağım seni
Bugün çok büyük bir hata yaptın sahiden dostum
Ölü hatırlamaz mı hiç
İçinden çıktığı kefeni...

Ekim 07, 2009

Dünyanın Kiri

(d)ebeleniyorum
körebelenirken dünyanın (k)irinde
düşüyor tırnaklarım
kazıya kazıya zirveye / heyhaaat
çıkamıyorum
tırnaklarımda kan
kalem tutan parmaklarımdan akan
kulaklarımda çınlayan komutlarım
hazırol! rahat!
hazırım ölmeye de rahat değilim
-ne yalan söyleyeyim-

(d)ebeleniyorum
söbelenirken dünyanın (şi)irinde

Akşamüstü


(akşam ezanıydı çocukluğumun eve dönüş saati)

en çok akşamüstleri kanardı dizlerim
en çok akşam ezanından önce düşerdim
ha geldi ha gelecek telaşından
'haydi oğlum eve' çağrısı...

(akşam güneşi güzele vururmuş)

en çok akşamüstleri aşık oldum çilli, sarı kızlara
portakal rengine benzerdi saçları güneş vurdukça
portakala memeleri...
böyle zamanlarda başladı bu kalp ağrısı...

Eylül 27, 2009

Mezarlık Mermerlerine Tutunmuş Ellerin










Sulardın akıp giden sellerimden
Kuraklığının ismi harelerinde, deva oldu isimsiz bahçelerimde
Yanıma otur jiletlerimi temizleyeceğim bileklerimi tut
Kutla söz öbeklerimi
onlar sadece senin ojesiz tırnakların için yazıldılar

Hazzını üfle usulca yüzüme
Dudaklarımın kanamaya müsait kıvrımlarında saklayacağım aklımı
Kapılıp gitmesin diye zannına
Sana pıhtıdan göller yaptım sakla bir kuşun altından kanatlarında

Ancak;

Artık kadeh parçalandı
Yerine hiçbir kuş kanatlarını yolmayacak
İbranice bir elham okuma bana nazik dilruba
Olabilecek tüm hataları üstleniyorum
Beni kollarına almadın sen
Bırak ölüm kudursun
Cesedimi de kollama...

Eylül 24, 2009

Kelimeler


-doluyor yastığım seninle
saçlarıma kazdığım
beş harf: zevce
her rüya anımda
dökmekteyim senden bir koca pençe
az da değil ha
yedi dize, külçe-

varamaz dilim diline
sönük
gün'eşlerin geçse de damarımdan
ilginç ki bu hikayede
tek solan
biçare
oluverir intihar çayı saatlerimin
biskuviden örülü ipleri

(ki onlardır kalan ham)

tüm petibörlerim
zihnimde kırılır bir an
dökülür içine bay çardağımın

ben beceremem bir boku

ağlar teninde astığım
tüm darağaçlık boyunlar
burnumda tek koku
sen

***

ve kelim eler saçlarımı
kırılır kelimeler anıtı
kalır ensem noksan!

bilirim ki zordur ilk saç ağrısı...

ki yaksan suretini döküp
kırıklarımı, uçlarımı
izin veririm, inan
izin veririm, durduramam!

Eylül 14, 2009

Mesele Gitmen Değil
















seninle barışmaya hiç niyetim yok desem yeridir
sen benim seneye giymeyi düşündüğüm beyaz gömleklerimi çaldın
huzurumu sattın hayatın gidişatına
bensiz yataklarda yattın

aslında seni sevmiyorum

beraber olamamanın yarattığı huzur
sallanan bir sandalyeydi sana alacağım son armağan
salıncakta sınadım ruhunun ağırlığını
okyanus kokunu aldım o sıra
sonra sen gittin ben alamadım seni geri yunusun ağzından
korktum babama döndüm o an
kafasını bulutlara gömdü
erkekler ağlamaz sil gözünün naaşını

hüzünlü bir şarkı aldım sarhoşun zulasından
kokmuş bir torbayı çiçek mezarlıklarında sattım
kuşku uyandırdı aslından benden gidişin
sevgilim yoksa seni ben mi ağlattım...

ölüyor musun sen
en azından benim için
doğurmayacak mısın yoksa kimseyi
yanakların yanaklarım onlar buluşamayacak mı bir daha
biz de ölecek miyiz mesela
dursan her şey durulsa ya
olmaz dersen de bir bıçağı kendime saplayabilirim
kalbim ağrıyor nüktedan
sallanan sandalyem miras kalsın
ben seni hayal ettiğim her yerde huzurla ölebilirim...

Eylül 08, 2009

Mezalim ve Seda Sanrıları













gözlerimin retinasından hiç görmediğim parisler geçiyor
aldırmıyorsun yavrum
kansız damarda mavi kan
dur bak sana yeni bir kitap aldım
neden dokunmuyorsun saçlarıma sana yeni bir zul çaldım
sana gözlerimi kapatır koşarım
düşerim bir yerlerimi kırarım
kaynamasını beklerken yanımda oturursun değil mi
sana demlediğim çayın
bir mısramı kaybettim bu yatak çok ağır yardım eder misin kenara çekmeme
kenarda sevişiriz hem belki
üzülmek her zaman bir cazibedir ya biraz da onun gibi...
bir yerlerde yağmur yağıyor şüphesiz
kalan mirasını aşiftelere dağıtıyor birileri muhakkak
günahlar işleniyor hem de ne günahlar anlatsam aklın almaz
almaz zulmün yarasını mirasyedi bir keman
şato hakiki bir kato sınırı
bir emperyal çocuğu yassı burun
ve silüet kıvamlı nehir akıntıları sevgilim
yanımda ağır ağır esneyen
bir köpek ölüsüne sarılmışım ya da bilemiyorum
çaresizim...

Eylül 05, 2009

Üşengeç Ameliyat



















Bu aralar pek keyfim yok
İçki de çok içmiyorum farz-ı misal şiir de yazmıyorum
Gökyüzü paydaları çıkarmıyorum şahsi payıma
Arabesk konçertovari bir hal sıkışmış ölü hücrelerime
Sakınıyorum seni beynimin tüm kötü kıvrımlarımdan
Git dediğime bakma ben kumar oynuyorum aslında yavrucuğum

Dokunulmaz ellerini öpeyim saatlerce dizlerinde krizlerle gam bulayım
Ağlayayım sahtelik yok
Gözler gibi misal bir in
İnde saklı bir küsmüş kırmızı biber şarabı
Olmayan bir Çaykovski tiradı
Gencebay'la tanış çıkıyor
Gitme Allah aşkına

Huzur yok ki gelmediğin gitmediğin zamanlar arasında
Hep kalmandır gereken tek istek
Ve kovulmuş meleğe bile rica edilmiş bir dilek
Tek buzlu bir ölüm ricası
Cariyeler arasında eriyor
Hüzzama lanet ederken birileri
Aşkın olduğu yerlerde hiç kimse kokain kullanmıyor
Sen olaydım...

Eylül 03, 2009

Tırnak Batması



(sensiz bir ağrıya benziyorlar
yürürken
ayağına çiçek yerine
tırnak batan çocuklar)

üzgünüm sevdiğim
aceleden yanlış kesmişim
gülüşlerini geçmişimden;
ağrıyor gül diken sular şimdi
ağrıyor saman balyası sarılar
ve sanrılar:
en çok sana ağrıyorum sigaraaltı
sonrası içilen
kahverenklerinde,
baktığım suluboya
fallarında yani
bilmiyorsun, çok bağırıyorum seni
en çok sana bağırıyorum
bağırıyorum sana: çok
aman annemden çok sev beni

sonra kızıyor annem tabii, ışığı kapat
uyuyamazsın diye çocukluğuma
karınca masalları çalıyor
koca sur kapısı omurgamı;
sur bir divan, diyor masal, susmalarınsa erguvan
anlatırken askerlik anılarını babam
divanlar bile ah
el pençeydi bir zaman

(bu arada
yatağın kenarındaki meraklı
zifaf çarşafı kıvrıntısı
ben oluyorum,
ellerim bir çift çulha gagası

tanıştırayım:
ben,
ben.

deli bir saçmalık şu şizofren!)

sen beyazı duvarları adeta
bir şişe kesiliyor odamın
anlamıyorum, dolmuyor sevmelerimiz
ne yapsak da içine;
aslına bakarsan tam bilmiyorum
ama dolmuyordur zahir
o zahiri şişe de
arkadan bir kuğultu: kabul et gerçeği
özlüyorsun diyor masal ve
biz beyazı pamuklarını ovamın
dönmüyor dünyam, reddettikçe
olmuyor... ne yapayım
baştan yine!
yin'e çağırıyorum seni, fitne masum kötülüğe
en çok cumartesileri
çağırıyorum
çağırıyorum mezarına ektiğim o gürbüz çiçekleri de
yorulmasınlar yeteri kadar zaten
soldular bana diye;
fakat peruk ve maske-
den başka bir şey yok ki üzerinde şehrin
çıkartsın
ve ikram etsin bizlere

arşimet boğuluyor sularımda
sen uğramadıkça zihnime

Eylül 01, 2009

Cinnet Gayet Mantıklı Olabilir




















şimdi husus şu doğrultuda ilerliyor yavrucuğum
ben ağlıyorum sen gidiyorsun bilek kesme esnasında kamera ayrıntıları çekiyor
çocuklara kötü örnek olmayalım diye
bazı insanlar harıl harıl masturbasyon yapıyorlar çok uzak yerlerde
bir koca sevişmek için devletten izin aldığı karısına tecavüz ediyor

-buraları sansürleyelim mi el ele-

bir kısım ihtiyarlar tansiyon haplarını alıyor daha sağlıklı ölmek için
küskünler kendi kafalarındaki hegemonyalarla kızgınlıklarını perçemliyorlar
elbette kusuyoruz şu durumda en doğal olanı bu değil mi zaten?

-göz göze kalıp yerleri temizleyelim mi-

şimdi paganini diyeceğim sosyalizasyon bağlantıları lağımlanmış olacak
baharların rengini mevsimlerin sırasını değiştireceğim topraksız ellerimle
teyemmmümleri aksatacağım ceset ceplerinden ayıklanacağım narkotiğe
nezarette arabuluculuk gibi

-nefes alarak karşılıklı ciğerlerimizden kan alalım mı ağlayarak birbirimizden-

bitiyor elbette o konuda hemfikiriz
ya senin bu gereksiz coşku dolu yanlışların
ah hata yapabilmenin kabullenilmesinin elbette bir raddesi var
gözlüklerinin camlarını topla git
özgürsün artık kendini köhne baraj kalıntılarında erit...

Ricadır Ruha

















görmediğim bir ten gibi sedef taburede zenne
oyalama oyunlarının son taksimi şu halde
biraz fazla meyin zararının olmadığı aşikar
kanunun hali içler acısı bir başka bahar

sesinizi bir kağıda yazıp sekize katlıyorum
hiç gelmeyecek bir zar yedisine bahis oynama hali gibi
küskünlüğüm suretinizin kalbime aks i günahındandır
varsa işlediğim bir sevap
kokunuzun içimde kalan yanlarınının fazlalağındandır...
allah kabul eylesin...

A Ş K

kırılgan / değil artık
bu yürek
sokulgan
sıcak koynuna
-bu bir dilek-

iki meme bir dudak
aşk
lincimdir bu
-kızar romantikler-

bilincimdir bu
platonik aşklardan arta kalan
ıslak ve sıcak
aşk
lincimdir bu
-buna da kızarlar-

bilincimdir bu
kaç bıçak darbesi yüreğimden
bana kalan

aşk arzusudur vuslatın çiy düşmemiş çimenler üstünde
ya da
çimenler üstünde büyümüş koyun yünü
yorgan altında

aşk kavuşmak arzusudur
-gerisi yalan-

budur kısa hayatımda dağarcığıma dolan

hatta,
ve dahi
aşktır yalan olan
yanılsamadır -kendi tablona- hayranlığından doğan

ve dahi aşk,
-ey aşık-

kendini bulma arayışındır
aşk acısı
-ey aşık-

kendini bulamayışındır.

velhasıl aşık
iki türlüdür aşk,
acı olan sendedir
ıslak olan başka bedendedir.
yüreğinde yanan ateş-i aşk
ıslaklığında yarin, közlenir.