Şubat 01, 2010

Kahr-İspat
















Yol kenarına devrildik birer birer
İntihara meyilli leylekler gibi
Köpeklerin boyunlarından kanyak ikram ettiklerinden midir
Hiçbirimiz o mutlulukla uyumaya kıyamadık

Biri yangın söndürücü tüp çıkardı bir yerlerinden
Peksimet yedik bir jv kitabında dünya gezmesine çıkmışçasına
Birbirimizi yedik saat onbir buçuğu bile vurmaya kıyamadı
Fareler olduk balkabakları dişledik

Vazgeçmeye kalktı birileri yol kenarındaki sahte mezarlıklarından
Hepsini berdele kurban ettik
Süt ısıtmaya kalkınca peri
Kafasından bitkisel hayatta aşıklar boca ettik

Şimdi bu yere yıkılmış birkaç adam ve kadının oynadığı
Meydan tiyatrosu oratorya kıvamlı haykırış
İnada binmiş kimse kıpırdamıyor bir yere
Ayağa kalkan bir zenciden gelecek alkış
Ölüler serilecek ulu orta her yerde...

Aralık 08, 2009

Mezarlıkta Poker Masası














Ölüler kağıt çalmaz
Raconuna göre kaybetmişlerdir oyunu
Silüet yapmaz haybeye hiçbiri
Masaya otururken çağırmışlardır karunu

Hiçbir tabut eller üzerinde taşınmadı

El ele tutuşmadı hiçbir ölüyle bir sevgili
Tüfek askısı yerine asıldı tüm tabutlar
Hiçbirimiz mermilerle bu kadar uzun konuşmadı

Yaman bir mezar kazıcı gibiydik hepimiz
Bu anı beklermiş gibi bazı kozmik dalgalar
Naif heveslerle toprak atma yarışındaydı
Tohum olarak çıktığın baban bir tek
Dişleriyle yerdeki tohumları parçalamaktaydı

O kadar düşledik ki öldürmeyi hepimiz
Hiçbirimiz rüyalarında çiçekler yaşatmadı
Sonra bileti kendi elleriyle kesti birimiz
Gidişinin ardından hiçbir kahkaha şaşırmadı..

Yine her zamanki gibi kadehlere doğruldu tüm mermiler
Kendilerini ateşleyecek bir tabanca ararcasına
Haybeye geberip gitmiş
Hüzünbaz bir leopar gibi..

Kasım 12, 2009

Kalmaya İmkan Kalmadığında




















Bu sefer anksiyete olmayacak
Bir kaç cüz ve beste kaydedip gideceğim
İthaf da olmayacak suz-i dilara gibi
Bugün tüm Casino'ların ruletlerini kapattım
Sözleriniz 35 kat kıymetlidir benim için
Bir elden düşme soyluya temiz bir frak sattım
Bin frank
Oysa o sadece kendi dilinde bir merhaba armağan edebildi bana
Elimdeki şaraba aldanmayın lütfen
o sahte bir vermut kalıntısıdır
Zoraki kahkahalarla porselenlerimi çizmeseniz bile
Lekeler her cinsel uzvun bir dönem döktüğü kan damlalarıdır
Kulağına civa damlatarak intihar etmiş madam
Dudaklarınızı bir daha kırmızıya boyamayın lütfen
Sonrasında leş gibi benzin kokuyorum
Kendi sigaramla kendimi yakıyorum
Matmazel..

Ekim 29, 2009

İç


benim içimden
geçenleri isteyemezsin sen
yazmamı

benim içimden büyük muskalar
geçer sevgilim, yüzümden
dert damlar her dediğimi okursan
yazamam mimiğimin
ezgisine dokunursan, ikideniz
arasına serpilmiş,
boğazlar -ki beklerim
beklerim de oturup üzerine bir kez olsun can gelmez-
bile susar, küser
kapanır aniden
tin sıkışır en ıssız kelimenin
soluk arasına derbeder. yanar, cesur
ve açık sözlü sözcükler
veremem sana sen görürsün yoksa
gözlerini
dağ sandığın o adamın dahi
dağlanabileceğini gözlerinin aşkla

içimden geçenleri ne olur
görme görme görme
istemek isteme istem
dir dediğim şimdi;
çünkü onlar ödlektir
nankördür
keçiye bile köprü satarlar ağabey al
al sana viyadük diye
yalana fitne kusarlar tuzu kuru
olmuş da beğenmedim diye
ve hatta susarlar dikine dikine üç gece
üst üste fırına pide almaya
gidemeyen bir erk çocuk bile
taşırlar içinde onlar

ve işte bir şeyleri
taşırlar kendilerini kilitlenmeye

(ki onlar hep sessiz
ki hep onlar sessiz
hep ki ben sensiz)

aslında kaç
on'ları taşırlar da iradesiyle
götürürler benden delirmeklere

yaş on sekizinde şiire
çekinmeyen bulaşanından şöyle

bilmem.

Ekim 20, 2009

Dilde Azap Zamanları














Açıkçası gözlerime gülümsemeni istemem
o sıralarda beni bir narenciye dükkanına bağlıyorlar
Kuşdan çıkabilecek kan biraz roka kokar
Dokunduğun tüm duvarlar cinselliği öğretir sana
Kul olur güzleşirsin
Biri fonda bir şeyler çalar
Uslanmazsın ki bu gayet olağan
Mum olur güzelleşirsin...

Terliklerini avluya bırakır biri ayakların donar
Ağzımı gezdiririm parmaklarında
Yüzüme intihar eder baban
Paraları sakladığın böbreğini satarsın
Gözyaşları kusursuz bir seyahat olabilir
Oysa hiçbirimiz kimseyi elleriyle öldürmedi
Sen bana bir parmağını verdin onu kendi
gözüme kendi dişlerimle soktum
Kendi cesedimi tatile götürdüm
O sıralar bana karşı hayli soğuktun
Hem zaten hiçbir kadın bale yapmaz
Kocasının öldüğü bir inşaat şantiyesinde
Ve hiçbir ruh suçlayamaz annesini
Babası onu bir rahme emanet etmeden öldü diye...

Ekim 15, 2009

Bazı Renkler Sevap Taşır
















muhtemel bir pazar akşamı
şuh kadınların yanlarında taşıdıkları ar patlamaları gibi
çörekleniyor gülümseyen zihnin ulaklarına
olmadığını farkettiğim her an yeniden şaşırıyorum
senin olmayışının karşısındaki bu sakin halime
halbuki ben ateşler etmeliyim tanımadığım sokaklara
kendimi üç öğün jiletlemeliyim
meyve soymalıyım hiçbir zaman yapmadığım gibi
uğultu ile öfke arası bir rengi sırtıma yorgan yaptığımı farkediyorum
beynimin uykusuzluğuna ussuzluğuna son çarem
yürümediğimiz sokakları cebime
doldurdum geldiğinde dudaklarına okuyacağım
tenini okuyacağım sonunda kadar
kısmi bir ben olayım yüzünde hiç ayrılmadan yok olayım
gözlerinin ışığı gibi yüreğimin kanserindesin
öleyim de sen olayım...
sıradaki tabut ikimize gelsin
localar uğultulu
ölü aşıklar gözlerimizde pineklesin

Ekim 08, 2009

Konçerto No 1

















Unuttun mu beni zangoç
Geçen kış seninle surlarda şarap içmiştik
Karın adet görmemişti hani bir süredir
Doğacak yavrunun şerefine ağaçlara işemiştik

Hatırlamıyorsun...

Fal bakmıştın ya üzümden hani
Üç vakte kadar asacaklardı bir de beni
Hiç bir nefse yüz vermediğimden dem vurup kusmuştun paçalarıma
Hastalıklı meyveler yemiştik

Ne çabuk unuttun

Çocuklara yasak etmiştik tüm kaydırakları
Salıncaklarda kubar basarken oyuncak olmuştuk
Unuttun mu pokerde pasladığım eli
Adeta muhitimizde helvalardan bir puttuk

Senin aklın karışmış

Madem öyle çekil git karşımdan bozuk şiveli ayyaş
Papazla da konuştum işinden attıracağım seni
Bugün çok büyük bir hata yaptın sahiden dostum
Ölü hatırlamaz mı hiç
İçinden çıktığı kefeni...

Ekim 07, 2009

Dünyanın Kiri

(d)ebeleniyorum
körebelenirken dünyanın (k)irinde
düşüyor tırnaklarım
kazıya kazıya zirveye / heyhaaat
çıkamıyorum
tırnaklarımda kan
kalem tutan parmaklarımdan akan
kulaklarımda çınlayan komutlarım
hazırol! rahat!
hazırım ölmeye de rahat değilim
-ne yalan söyleyeyim-

(d)ebeleniyorum
söbelenirken dünyanın (şi)irinde

Akşamüstü


(akşam ezanıydı çocukluğumun eve dönüş saati)

en çok akşamüstleri kanardı dizlerim
en çok akşam ezanından önce düşerdim
ha geldi ha gelecek telaşından
'haydi oğlum eve' çağrısı...

(akşam güneşi güzele vururmuş)

en çok akşamüstleri aşık oldum çilli, sarı kızlara
portakal rengine benzerdi saçları güneş vurdukça
portakala memeleri...
böyle zamanlarda başladı bu kalp ağrısı...

Eylül 27, 2009

Mezarlık Mermerlerine Tutunmuş Ellerin










Sulardın akıp giden sellerimden
Kuraklığının ismi harelerinde, deva oldu isimsiz bahçelerimde
Yanıma otur jiletlerimi temizleyeceğim bileklerimi tut
Kutla söz öbeklerimi
onlar sadece senin ojesiz tırnakların için yazıldılar

Hazzını üfle usulca yüzüme
Dudaklarımın kanamaya müsait kıvrımlarında saklayacağım aklımı
Kapılıp gitmesin diye zannına
Sana pıhtıdan göller yaptım sakla bir kuşun altından kanatlarında

Ancak;

Artık kadeh parçalandı
Yerine hiçbir kuş kanatlarını yolmayacak
İbranice bir elham okuma bana nazik dilruba
Olabilecek tüm hataları üstleniyorum
Beni kollarına almadın sen
Bırak ölüm kudursun
Cesedimi de kollama...

Eylül 24, 2009

Kelimeler


-doluyor yastığım seninle
saçlarıma kazdığım
beş harf: zevce
her rüya anımda
dökmekteyim senden bir koca pençe
az da değil ha
yedi dize, külçe-

varamaz dilim diline
sönük
gün'eşlerin geçse de damarımdan
ilginç ki bu hikayede
tek solan
biçare
oluverir intihar çayı saatlerimin
biskuviden örülü ipleri

(ki onlardır kalan ham)

tüm petibörlerim
zihnimde kırılır bir an
dökülür içine bay çardağımın

ben beceremem bir boku

ağlar teninde astığım
tüm darağaçlık boyunlar
burnumda tek koku
sen

***

ve kelim eler saçlarımı
kırılır kelimeler anıtı
kalır ensem noksan!

bilirim ki zordur ilk saç ağrısı...

ki yaksan suretini döküp
kırıklarımı, uçlarımı
izin veririm, inan
izin veririm, durduramam!

Eylül 14, 2009

Mesele Gitmen Değil
















seninle barışmaya hiç niyetim yok desem yeridir
sen benim seneye giymeyi düşündüğüm beyaz gömleklerimi çaldın
huzurumu sattın hayatın gidişatına
bensiz yataklarda yattın

aslında seni sevmiyorum

beraber olamamanın yarattığı huzur
sallanan bir sandalyeydi sana alacağım son armağan
salıncakta sınadım ruhunun ağırlığını
okyanus kokunu aldım o sıra
sonra sen gittin ben alamadım seni geri yunusun ağzından
korktum babama döndüm o an
kafasını bulutlara gömdü
erkekler ağlamaz sil gözünün naaşını

hüzünlü bir şarkı aldım sarhoşun zulasından
kokmuş bir torbayı çiçek mezarlıklarında sattım
kuşku uyandırdı aslından benden gidişin
sevgilim yoksa seni ben mi ağlattım...

ölüyor musun sen
en azından benim için
doğurmayacak mısın yoksa kimseyi
yanakların yanaklarım onlar buluşamayacak mı bir daha
biz de ölecek miyiz mesela
dursan her şey durulsa ya
olmaz dersen de bir bıçağı kendime saplayabilirim
kalbim ağrıyor nüktedan
sallanan sandalyem miras kalsın
ben seni hayal ettiğim her yerde huzurla ölebilirim...

Eylül 08, 2009

Mezalim ve Seda Sanrıları













gözlerimin retinasından hiç görmediğim parisler geçiyor
aldırmıyorsun yavrum
kansız damarda mavi kan
dur bak sana yeni bir kitap aldım
neden dokunmuyorsun saçlarıma sana yeni bir zul çaldım
sana gözlerimi kapatır koşarım
düşerim bir yerlerimi kırarım
kaynamasını beklerken yanımda oturursun değil mi
sana demlediğim çayın
bir mısramı kaybettim bu yatak çok ağır yardım eder misin kenara çekmeme
kenarda sevişiriz hem belki
üzülmek her zaman bir cazibedir ya biraz da onun gibi...
bir yerlerde yağmur yağıyor şüphesiz
kalan mirasını aşiftelere dağıtıyor birileri muhakkak
günahlar işleniyor hem de ne günahlar anlatsam aklın almaz
almaz zulmün yarasını mirasyedi bir keman
şato hakiki bir kato sınırı
bir emperyal çocuğu yassı burun
ve silüet kıvamlı nehir akıntıları sevgilim
yanımda ağır ağır esneyen
bir köpek ölüsüne sarılmışım ya da bilemiyorum
çaresizim...

Eylül 05, 2009

Üşengeç Ameliyat



















Bu aralar pek keyfim yok
İçki de çok içmiyorum farz-ı misal şiir de yazmıyorum
Gökyüzü paydaları çıkarmıyorum şahsi payıma
Arabesk konçertovari bir hal sıkışmış ölü hücrelerime
Sakınıyorum seni beynimin tüm kötü kıvrımlarımdan
Git dediğime bakma ben kumar oynuyorum aslında yavrucuğum

Dokunulmaz ellerini öpeyim saatlerce dizlerinde krizlerle gam bulayım
Ağlayayım sahtelik yok
Gözler gibi misal bir in
İnde saklı bir küsmüş kırmızı biber şarabı
Olmayan bir Çaykovski tiradı
Gencebay'la tanış çıkıyor
Gitme Allah aşkına

Huzur yok ki gelmediğin gitmediğin zamanlar arasında
Hep kalmandır gereken tek istek
Ve kovulmuş meleğe bile rica edilmiş bir dilek
Tek buzlu bir ölüm ricası
Cariyeler arasında eriyor
Hüzzama lanet ederken birileri
Aşkın olduğu yerlerde hiç kimse kokain kullanmıyor
Sen olaydım...

Eylül 03, 2009

Tırnak Batması



(sensiz bir ağrıya benziyorlar
yürürken
ayağına çiçek yerine
tırnak batan çocuklar)

üzgünüm sevdiğim
aceleden yanlış kesmişim
gülüşlerini geçmişimden;
ağrıyor gül diken sular şimdi
ağrıyor saman balyası sarılar
ve sanrılar:
en çok sana ağrıyorum sigaraaltı
sonrası içilen
kahverenklerinde,
baktığım suluboya
fallarında yani
bilmiyorsun, çok bağırıyorum seni
en çok sana bağırıyorum
bağırıyorum sana: çok
aman annemden çok sev beni

sonra kızıyor annem tabii, ışığı kapat
uyuyamazsın diye çocukluğuma
karınca masalları çalıyor
koca sur kapısı omurgamı;
sur bir divan, diyor masal, susmalarınsa erguvan
anlatırken askerlik anılarını babam
divanlar bile ah
el pençeydi bir zaman

(bu arada
yatağın kenarındaki meraklı
zifaf çarşafı kıvrıntısı
ben oluyorum,
ellerim bir çift çulha gagası

tanıştırayım:
ben,
ben.

deli bir saçmalık şu şizofren!)

sen beyazı duvarları adeta
bir şişe kesiliyor odamın
anlamıyorum, dolmuyor sevmelerimiz
ne yapsak da içine;
aslına bakarsan tam bilmiyorum
ama dolmuyordur zahir
o zahiri şişe de
arkadan bir kuğultu: kabul et gerçeği
özlüyorsun diyor masal ve
biz beyazı pamuklarını ovamın
dönmüyor dünyam, reddettikçe
olmuyor... ne yapayım
baştan yine!
yin'e çağırıyorum seni, fitne masum kötülüğe
en çok cumartesileri
çağırıyorum
çağırıyorum mezarına ektiğim o gürbüz çiçekleri de
yorulmasınlar yeteri kadar zaten
soldular bana diye;
fakat peruk ve maske-
den başka bir şey yok ki üzerinde şehrin
çıkartsın
ve ikram etsin bizlere

arşimet boğuluyor sularımda
sen uğramadıkça zihnime

Eylül 01, 2009

Cinnet Gayet Mantıklı Olabilir




















şimdi husus şu doğrultuda ilerliyor yavrucuğum
ben ağlıyorum sen gidiyorsun bilek kesme esnasında kamera ayrıntıları çekiyor
çocuklara kötü örnek olmayalım diye
bazı insanlar harıl harıl masturbasyon yapıyorlar çok uzak yerlerde
bir koca sevişmek için devletten izin aldığı karısına tecavüz ediyor

-buraları sansürleyelim mi el ele-

bir kısım ihtiyarlar tansiyon haplarını alıyor daha sağlıklı ölmek için
küskünler kendi kafalarındaki hegemonyalarla kızgınlıklarını perçemliyorlar
elbette kusuyoruz şu durumda en doğal olanı bu değil mi zaten?

-göz göze kalıp yerleri temizleyelim mi-

şimdi paganini diyeceğim sosyalizasyon bağlantıları lağımlanmış olacak
baharların rengini mevsimlerin sırasını değiştireceğim topraksız ellerimle
teyemmmümleri aksatacağım ceset ceplerinden ayıklanacağım narkotiğe
nezarette arabuluculuk gibi

-nefes alarak karşılıklı ciğerlerimizden kan alalım mı ağlayarak birbirimizden-

bitiyor elbette o konuda hemfikiriz
ya senin bu gereksiz coşku dolu yanlışların
ah hata yapabilmenin kabullenilmesinin elbette bir raddesi var
gözlüklerinin camlarını topla git
özgürsün artık kendini köhne baraj kalıntılarında erit...

Ricadır Ruha

















görmediğim bir ten gibi sedef taburede zenne
oyalama oyunlarının son taksimi şu halde
biraz fazla meyin zararının olmadığı aşikar
kanunun hali içler acısı bir başka bahar

sesinizi bir kağıda yazıp sekize katlıyorum
hiç gelmeyecek bir zar yedisine bahis oynama hali gibi
küskünlüğüm suretinizin kalbime aks i günahındandır
varsa işlediğim bir sevap
kokunuzun içimde kalan yanlarınının fazlalağındandır...
allah kabul eylesin...

A Ş K

kırılgan / değil artık
bu yürek
sokulgan
sıcak koynuna
-bu bir dilek-

iki meme bir dudak
aşk
lincimdir bu
-kızar romantikler-

bilincimdir bu
platonik aşklardan arta kalan
ıslak ve sıcak
aşk
lincimdir bu
-buna da kızarlar-

bilincimdir bu
kaç bıçak darbesi yüreğimden
bana kalan

aşk arzusudur vuslatın çiy düşmemiş çimenler üstünde
ya da
çimenler üstünde büyümüş koyun yünü
yorgan altında

aşk kavuşmak arzusudur
-gerisi yalan-

budur kısa hayatımda dağarcığıma dolan

hatta,
ve dahi
aşktır yalan olan
yanılsamadır -kendi tablona- hayranlığından doğan

ve dahi aşk,
-ey aşık-

kendini bulma arayışındır
aşk acısı
-ey aşık-

kendini bulamayışındır.

velhasıl aşık
iki türlüdür aşk,
acı olan sendedir
ıslak olan başka bedendedir.
yüreğinde yanan ateş-i aşk
ıslaklığında yarin, közlenir.

Ağustos 31, 2009

Menfur Cinayet

apansız ve dahi adaletsizdi,
cinayete kurban gidişi,
en masum duyguların
menfur bir cinayet diye yazdılar
ikinci sınıf gazetelerin üçüncü sayfalarında

tetiği kader çekmiş dediler,
eninde sonunda yakalanırmış,
ne kadar uzağa kaçsa,
esarete yakınlaşırmış
kim ne derse desin dedi kravatlı biri
eninde sonunda
cinayet mahalline döner, kaatil, /bilmiş bir edayla söyledi bunları
inceden kan sızıyordu umutlarımın bıçak yarasından / tüm bunlar olurken

Ağustos 27, 2009

Saatli Marifet


bir yetenek
işi değil midir ki sökmek
takvim yapraklarını

dakik olmayı ister
o hep, hani yetişiyormuşçasına
san-atobüsüne gecenin

ey şair
kopar yazdıkça bir
pir yaprak daha
yaz kopardıkça... utanma bebeğim
elbet senin işindir yazmak
arkasına saatli maariflerin

İdrakı Hastalıklı Türkü




















Kendimize emanetlerden iç donlar yaptık
İhanete uğrarsak dizlerimiz kanamasın diye
Hani bir gün ölürseniz
Ölmem belki ya
Neşter çiğnerim yalan yok
Diz kemiklerinizden anjiyokat hazırlarım kendime
Ne kadar giderseniz gidin bir kısmınız içimde kalsın diye..

-Sokağın ücra köşesindeki deliyi enjekte ettim kendime

Kimse mırıldanamaz izinsiz kullanamaz adını
İsmini cismime dua yapmışlığımdan ötürü..
Ürkmesen bir de gizlediğim cesetlerimden o zaman belki
Kutsal kitap bile olabiliriz
Siz böyle gecikmeye yemin ettikçe
Biz her zaman kürtajlara samimi gülümsemeler göstermekteyiz...

Ağustos 26, 2009

Çeltik Gibi
















Kaşlarının kanına yelekler dokuduğum sevgili
Ağlıyor musun yoksa
Bana gayrı ciddi kadehler doldursana
Uçak sürelim beraber tarlalar sürelim
Sürmeler süreyim gözlerine
Ağlayamayasın...

Bir ağıtta sarılsaydım ya sana
Beni ölmüşüm say
Doğmamış say
Cesedime dualar say
Gözlerinin sürmesine kurşunlardan perçem olduğum...

Köyümün kurumaya yüz tutmuş sularından
Tek içimlik sigaralar sar bana
Kollarına sar
Gözlerinden konforsuz tabutlar çıkarıyorum ağıtlara bedel
Beni müsait bir zamanında tulum nağmeleri arasından gel de al...

Ağustos 25, 2009

Zul




















Ellerimden tutma
Benim dokunduğum tüm zifaflar bu zannı yaşattı bana
Kuşkuyla bakma kanayan bileklerime
Ruh a üflenmiş suret bir kaç gaydaya satılmakta

Koşuyorum durup baktığım tüm kirlilikler kadar
Üzülüyorum beyazlığına
Hiçbirimiz turgenyev değiliz sevdiğim
Benden başka bir şuhluk bekleme

Olmayan idamımı geciktiriyorum belki sen gelirsin diye
Tabureye tekme atmak senin de hakkın
Ellerinden rakı salkımları içmek gibi şimdi zaman
Sevgiyle secde etmek zamanı ölümü getiren sevgiliye...
Ölüm senden başkasına biat etmesin diye...

Nefes Arası

















Şu zeytinyağından biraz daha ister misin göğüs kafesine
İstifra edebilir miyim parmak uçlarına
İshal olmuş bir emperyalist artığı gibi
Zaman akıntılarından kendime bir akşam üstü çalıyorum

-Elim tende

Yara özünde bir yanılsama,
yaşama ihanet ettiğini kanıtlamak istercesine hayata
Bir kandırma ikileminde kalan yahnilik et kokusu misali
O an
Bir lala urgan asıyor uyuyan bebeğin boynuna
Lala ki bu sisteme küsmüş şizofreni bir burjuva

-Serden yüksek oynayan ölüye yel biçsin

Sorgu odasında köşeye sıkışmış bir tımarhane müdürü
Şiiri unutmuş bir anglosakson avaresi
Ve karşıtken onun görüşlerine tüm kavimsel sülalesi
O hala sen nehri nde can kurtarıyor

-Döl gebe

Irsi bir ödem
Yaşanılan hususlardan geriye kalan çağa isyan edilmiş bir dönem
Bu hususta muhakkak ki kavramlar özürlü doğuyorlar
Ve bu muhakkak ki sizin suçunuz
Siz yani
Gözlerinizden arta kalan bir biz...

Ağustos 23, 2009

Orospu Duvağı


gece boyu beklerim seni
ne olsa sabrederim
bir peçe boyu
eni

(tek hece, tek karanlık
bedenler ustan ayrık)

bir sihir fısıldanır yine
liriklerin diyarına
öpücük pembesi kadar huylanan
kulak memeleri altına

(tek soru, pek yıkık
çengeli noktası yırtık)

-tımar evlerinin karanlığında barınabilir mi kılavuz?

bilirim gelmese kalem yardıma
hırıldar durmaz diş aralarında
durulmaz bu namussuz

ve konur nakşedilenin adı
adı orospu duvağı
açılır eller sonsuzluğa
kusar çizgilerini bir anda:

-aman tanrım, bunlar?

/söz kesmemeyi öğrenemedin bir türlü.
tahmin ettiğin gibi!
bunlardır bir çift orospu gözü
tadı benziyor ama değil mi?
sanki bir tutam delilik özü!

-ben biliyorum. anlatayım:
ancak aynı gözlerin
aynı bakmaların sığabileceği
eş boyutta anahtar delikleri bunlar.

/tut dünyamın ucunu
bir de senin elinden yakayım!

Ağustos 22, 2009

Dünya


dünya
yansana
ağla dünya üstadlara
onlar ki şiarı her umudun

dünya
baksana
bak dünya martılara
onlar ki umudu her şairin

ah, dünya
anlasana!
tatmin gübrelerin bile
uykusuzluk kahvelerim gibi
üçü bir arada

bedeli var yazarken
seni
bir doyum şiir iki nefes sigara

Çilingir Duası


kibrit çöpü
dile gelir şişenin dudağında

"damla be damla
dolsun şu son kadeh
ereyim vuslata sigaramla"

(kibrit çöpüne ait olduğu rivayet edilen bir duadır)
duam odur ki;
yanayım, aşkının ateşine
sigaranın.
ve dahi yansın o da, küle dönsün
aheste...

(bir rakı şişesince tahta bir meyhane masasına yazıldığı rivayet edilir ki)

her kim ki;
muhabbeti meze etmeye bana
damlatırsam namerdim, son damlamı bardağına...

rivayetler muhtelif, lakırdı kâfi;

"doldur saki
içsin baki
çatlayıncaya taa ki..."

selam olsun muhabbet ehline...

Ağustos 21, 2009

Yusuf Düşüyor Canıma


ellerinde kaldı züleyhanın
gömleği
yusuf/un beyazı iffet kesildi / durdu zaman
aşka durdu bakışları züleyhanın
kesildi canı dermanı
hicab kesildi yusuf...

sen düşersin aklıma
beyaz gömleğin düşer
ve düğmelerin
ve tenin
ve dahi memelerin
şehvet kesilirim
yusuf düşer aklıma
ve düşer medrese-i yusuf
gardiyan kesilirim nefsime

kan kesilir yusuf elma tutan ellerinde
şehrin kadınlarının
arzu kesilir bedenlerde
kaçar günahtan yusuf
kaçar

sen düşersin aklıma
günah kesilirim / baştan ayağa
kapat ne olur düğmelerini
ateş oluyor yusuf / düşüyor canıma


İnkar Siyahı
















Sen o kadın değil miydin yoksa
His mırıldanmalarına itiraz ediyor Şarapçı Bekir
Sevmiyorsa seni yoktur o
Tahayyül edilemez diyor

-Sus bre zındık sana mı kaldı tefsiri aşk

Bir akvaryum balığınının kapanındaki mutluluk hali
Buna secde eden bir deli
Orgazma aşık bir bakire
Secdesiz bir tımarhane deri

-O yollar hep dikenlidir gülüm benim

Sakin bir saki sarası
Reşit olmayan bir vajinismus gibi
Kusmuk aralarında bir gebelik sancısı
Çanı çalmak istiyor bir piç gibi kaybolmuş çeri...

Muallak Kısım Paradoksları














Umman denilen alemde kimsesiz bir his
Belki pedofili bir çocuk
Eşcinsel bir eş gibi
Kasap tezgahında kasık yahnisi...

-İstemesen de paganini

Üremiyor yürüyüşler
Kaçan kekliklere avcının gözünden bir bakış
Bir fırt cigaradan
Hamdolsun geçirdiğim cinnetlere

-Seni anlamak istemiyorum, ona göre konuş

Sen değilsin meyhaneci kadın
Bunu kabullenemiyorum
Hiç içmediğim bir garip ada şarabı için
Ağlıyormuş gibi yapıyorum...